Anasayfa > Yazılar > SİSTEM

SİSTEM 

Sistem, yeryüzü sabitelerinden birisidir.

Bu hayat boyutunda yaratılmış herşey bir sistemdir.

İnsanların inşa ettiği her yapı, olgu, oluşta bir sistemdir.

Sistem bir varlık nedenine sahip her unsurun, varlık nedenini gerçekleştirebilmesi için zorunlu olan hükümler, olgular, oluşlar ve ilişkiler bileşkesidir.

Mikro ve makro, soyut ya da somut alemlerde, hayatın bu boyutuna ilişkin yaratılmış bütün unsurların bir varlık nedeni vardır.

Bu varlık nedenlerinin bileşkesinden ve senkron işlemesinden; Dünya, evren, hayat ve bunlarla ilişkili şeyler oluşur.

Varlık nedeni olan her unsur, bu nedeni gerçekleştirebilmek için;

Bir şekle, biçime, forma, 

Mekanizmaya,

Sınırlara,

İlkelere,

Ölçülere,

Değerlere,

Kök kaynaklara,

Temel haklara,

Kök ilişkilere,

Kök şart ve kriterlere vb. olgulara sahiptir.

Bunlar bir sistemin doğasını/fıtratını tarif ederler.

Bir sistem kendi doğasına uygun çalışabildiği durumda; en verimli, üretken, etkili, adil, dengeli, istikrarlı, bütüncül konumunda olur. Bu sistemin tatmin, dinginlik, doygunluk, optimal halidir.

Bu durumda sistem varlık nedenini, yaratılış özelliklerine uygun gerçekleştirebiliyor; çevresi ile uyum ve senkron halinde varlığın, kendi doğasına uygun biçimde çalışmasındaki rolünü düzgün oynuyor; kendisini ve çevresini üretiyor ve yaşamı inşa ediyor demektir.

Bir sistem kendi doğasını oluşturan hususlardan uzaklaştığı oranda; yıkıcı, tüketici, verimsiz, adaletsiz, bütünlük arzetmeyen, dengesiz ve istikrarsız sonuçlar üretmeye başlar.

Bu durumda sistem varlık nedenini gerçekleştiremiyor; kendisini ve çevresini tüketiyor; yaşamı bozuyor, imha ediyor demektir.

Her sistem, müstakil halde ve kapalı sistem olduğu durumda, kendi varlığını sürdürebileceği başlangıç kaynaklarına sahiptir.

Varlığını idame ettirebilmek için bu kaynakları kullanmaya başlayınca, kaynaklar tekrar kullanılamaz, geri döndürülemez hale dönüşürler. Fizikte bu duruma entropi ismi verilir.

Entropi arttıkça, sistemin yaşam süreci sona doğru gitmeye başlar. Entropi maksimum olunca sistemin varlığı sonlanır.

Bu nedenle, her sistem, tekrar kullanamadığı kaynağını yani entropisini, kendi kullanabileceği bir kaynakla yani bir başka sistemin entropisi ile değiştirmek zorundadır.

Bu nedenle her sistem yaratış mecburiyeti olarak açık sistem haline gelmek ve diğer sistemlerle ilişkiye girmek zorundadır.

Mesela insanların entropisi olan karbondioksit, yeşil yapraklı bitkilerin entropisi olan oksijenle değiştirilerek, her iki varlığın da yaşamının devamı sağlanmaktadır.

İnsanın zaman kaynağı sarf ederek elde ettiği bir beceri (ki zamanla bağlantılı olarak bir entropidir yani hiçbir beceri tekrar zamana dönüştürülemez); bir başka sistemin ürettiği bir katma değerle ( ki bu da o sistemin entropisidir) değiştirilerek, insanın varlığının devam etmesi sağlanır.

Bu nedenle, bir başka sistemle kurulan zorunlu ilişki ile yeni bir sistem oluşturulur. Yeni sistemi oluşturan her iki sistem, yeni sistemin, alt sistemleridir.

Bu durumda, kainatın bütününe kadar her üst sistem, daha üst sistemlerin alt sistemi olarak çalıştığı için; bütün sistemler birbirleriyle bağlantılı ve bütün olarak çalışırlar.

Sistemler hususunda bir başka yaratılış kuralı da; varlık nedenine uygun birşey yapmayan; atalet halinde duran sistemlerin entropisinin maksimuma doğru ilerlemesidir.

Yani atalet halindeki her sistem hızla yokluğa doğru gitmektedir.

Sokakta hiç kullanılmadan bırakılan bir araba, bir müddet sonra paslanıp, kullanılmaz hale gelecektir.

İçinde insan yaşamayan, terk edilmiş bir ev viraneye dönüp, yıkılmaya başlayacaktır.

Aynı durum insanlar içinde geçerlidir. Doğasına uygun yaşamayan bir insanın bedeni bir müddet sonra iflas edilmeye başlayacaktır. Çünkü bedeni oluşturan alt sistemler bozulmaya başlayacaktır.

Aynı zamanda, doğasına uygun inşa edilip, yaşanmayan insan hayatı da, bir süre sonra tükenip, tüketmeye başlayacaktır. Zira hayatın bütün alanlarında entropi maksimuma doğru gitmektedir.

Bu durumda başka bir ontolojik gerçeklikten doğar.

Yaratılış icabı entropisini başka sistemle değiş-tokuş yapmak zorunda olan ve bu nedenle mecburen başka sistemlerle ilişkiye girmek zorunda olan bir sistem;

Eğer bunu yapmaktan imtina ederse,

Bunu varlık nedenini gerçekleştirmek amacının dışında yapmaya çalışırsa,

Bunu doğasına uygun gerçekleştirmezse,

Bunu sistemlerin hukukuna uygun yapmazsa,

Bunu adil ve dengeli olarak gerçekleştirmezse,

Bunu bütüncül bir akliyetle ve yaklaşımla yapmazsa,

Bunu istikrarlı ve sürdürülebilir ilkeler dahilinde gerçekleştiremezse;

Ne olur?

Öncelikle bu sorulara muhatap olan tek varlık insan olacaktır. Zira insan dışında hiçbir yaratık bu soruları gerektirici bir davranış sergilemek imkanına sahip değildir.

Sadece insan, iradi karar verip, davranış sergileyen bir sistem olduğu için bu soruların muhatabı olabilir.

Varlık nedeni dışında çalışmaya, fonksiyon icra etmeye ve ilişki kurmaya yeltenen bir sistem olarak insan; sadece varlık nedenini gerçekleştirmek için tasarlanmış ve yaratılmış olan sistemini bozmaya ve imha etmeye başlamış demektir.

Varlık nedenini gerçekleştirmek niyeti ve süreci dışında, diğer sistemlerle ilişkiye giren bir sistem olarak insan; diğer sistemlerleri de bozup, yapısal değişikliğe uğratacak ve onların da varlık nedenlerini gerçekleştirmelerine engel olacaktır.

Bütün sistemlerin, yegane bir varlık nedenine sahip olması; bütün sistemlerin varlık nedenlerinin bileşkesinden yaşamın ve buna ilişkin varlık dünyasının devamının sağlanması; sistemin bütün çalışması keyfiyetinden çıkışla;

Kendi varlığına aykırı bir ilişkiye girecek olan bir insan, bütün çalışan sistemin varlık doğasını bozacağı için; aynı sistemin bir parçası olan kendisi de bozulmaya ve tükenmeye maruz kalacaktır.

Bu durum sistemlerin hukuku, ilişkilerdeki adalet ve denge ile ilgili bir durumdur.

Sistemlerin, yaratılışları gereği kendilerine verilen temel hakları vardır. Bunlar sistemlerin fıtrat unsurları arasındadır.

Öncelikle sistemin kendi varlığını koruyup, devam ettirebilmesi;

Sistemin varlık nedenini özgürce gerçekleştirebilmesi;

Sahip olduğu kaynakları, özgürce bu nedenle sarf edebilmesi;

Bu nedenle geliştirilecek ilişkilerin, bu hakları muhafaza edebilecek biçimde adaletle ve denge ile kurulması;

Kendi doğasını/fıtratını oluşturan unsurlara müdahale edilmemesi; bir sistemin temel haklarındandır.

Eğer bir sistemin haklarına riayet edilmezse ortaya üç durum çıkar.

Birincisi hukuku çiğnenen sistem tükenip, yok olmaya doğru gider.

İkincisi; tükenip, yok olmaya giden sistem, hayatta, varlık dünyasında ve bütün sistem içerisinde ki, yegane olan fonksiyonunu icra edemez. Bu durumda sistemde eksik ve boşluk oluşur. Sistemin bütünlüğü bozulur.

Üçüncüsü; bu durumda, buna neden olanlarda dahil tüm sistemler zarar görür.

Sistemin bütün çalışması keyfiyeti insanlar için büyük bir güç ve aynı zamanda büyük bir sorumluluk anlamı taşımaktadır.

Büyük bir sistemin içersinde bir alt sistem olan insanın yaptığı her davranış bütün sistemi etkilemektedir.

Eğer bu davranış, insanın fıtratına uygun olarak gerçekleştirilirse, sistemin inşasına yönelik bir etki oluşacaktır.

Eğer bu davranış, insan fıtratına mugayyir olarak gerçekleştirilirse; tüm sistemin bozulmasına ilişkin bir etki oluşturacaktır.

Bu durum aynı zamanda, sistem içerisindeki tüm unsurların hukukuna karşı yapılmış haksız ve yıkıcı bir davranış olacaktır.

Hak kavramının bu çerçevede ve bağlamda ele alınması hayatidir.

Buradan ortaya çıkan sonuçlardan bir tanesi de, insanın dışa yönelerek bir etki oluşturmak imkanının olmadığı; içten dışa doğru yani kendi karar ve davranışları ile bütün hayatı etkileyebilmek imkanına sahip olmasıdır.

Bunun mahiyeti, ya inşa eden, ya da imha eden biçimde tahakkuk edecektir.

Etki derecesi ise davranışın genişliği, derinliği, sürekliliği, frekansı ve şiddeti ile doğru oranlı olacaktır.

Eğer insan kendi doğasına uygun çalışmazsa ne olur? sorusuna verilecek cevap şu olabilir.

İnsan eğer kendi doğasının yapısı ve kaynaklarının; bunları yerli yerince kullanınca ortaya çıkacak sonuçların ve etkilerin farkında olmazsa; fıtratı sınırları içerisinde kalamayacak ve sahip olduğu imkanları ve kaynakları kullanamayacaktır.

Sistemde kullanılmayan, atıl kalan unsurun entropisi artacak ve yokluğa doğru gidecektir.

Varlık nedenini gerçekleştirmek için sağlanan kaynak ve imkanların bir bölümünün tükenmesi durumunda kalan insan;

Varlık nedenini gerçekleştirmek için fıtrat sınırları içerisinde kalamayacak;

Tatmini yakalayamayacak;

Kendi gücünü, hukukunu, özgürlüğünü koruyamayacak;

Diğerlerinin hukukuna uygun davranmayacak;

Kendinin ve sistemin tükenip, bozulmasına neden olacak;

Varlık nedenine ihanet edecektir.

Sistem üzerinde yazılması gereken çok fazla husus olmasına rağmen bu yazı içerisinde, bu kadarla sınırlandırmak mecburiyeti vardır.

Ancak, Alemlerin Rabbi olan Allah’ın, yeryüzüne halife tayin ettiği insanın; alemlerin, yeryüzü formu olan sistemleri bilmek zorunlulukları vardır.

Özellikle yeryüzünde fıtrat eksenli bir hayatın inşasını, varlık anaçlarından bir tanesi edinmiş olanların, bu misyonlarını yerine getirebilmelerinin lazım şartlarından bir tanesidir.

Bunlar arasında öncü ve kurucu olabilmek liyakatına sahip olan derin ve temiz akıl sahipleri, hayatın hakikatini, ontolojik mertebeden okumak zorundadırlar.

Bu nedenle sistem üzerinden okuma yapabilmekte zorunlu bir koşuldur.

Tevhid/birlik inancının künhüne ulaşabilmek için bu bilgiye sahip olmak gerekmektedir.

Ayrıca sistem bilgisine sahip olmak, insanın varlık nedenini gerçekleştirmek için kendisine verilmiş güç ve imkanları bilmesi açısından da, zorunlu şartlardan birisidir.

 

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr