Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > SU ÜSTÜNE YAZILANLARIN HİKMETİ

SU ÜSTÜNE YAZILANLARIN HİKMETİ

 

Bazen günde üç, dört yazı yazmak isterim. Öyle eften-püften değil. Bir perspektiften okuduğum hayatın bir çok yönünden ve derinliğinden.

 

Her birisi hayatı inşa edecek tuğlalardan bir tanesi kıvamında olacak yazılar yazabilecek kabiliyete ve samimiyete sahip olmak isterim.

 

Hayıflanırım, bu kıvamda yazabilecekler neden yazmıyorlar; kafaları patlatırcasına, zihinlerde oluşmuş tortuları kırmak için; hakikatleri ve yalanları gözümüze sokmak için.

 

Daha sonra, su üstüne yazılmış yazılar gelir gözümün önüne. Motivasyonum kalmaz ve ben de yazmaktan tümden vazgeçerim. 

 

Sonra duygumun hamlığını anlar ve kendimi ayıplarım ve tevbe ederim. Tekrar yazmaya devam ederim, insanlardan bazılarının kızdığını bile bile!

 

Elbette bunlar yazmak istediklerimin bütünlüğünü, tam kıvamını, asıl derinliğini ifade etmezler fakat şu anda, bunları da yazmadan olmaz.

 

Zira bütün salih ameller gibi bunlar da ziyan olmazlar.

 

Su üstüne yazı yazmak hissiyatı, kendine ve yazdığın yazıya, gerçeğinin dışında bir anlam yüklemenin ifadesi olduğu gibi; bu hissiyatla yazmamakta aynı mahiyette bir hadsizliğin bir ifadesidir. 

 

Zira Halik isterse, balık ta bilir. Bu nedenle suyun altının, üstünün, karanın bir önemi yoktur.

 

Eğer, yazılar okunmuyor, hafızada kalmıyor, fayda etmiyor gerekçesi ile bu söz söyleniyorsa; görmenin, okumanın, anlamanın, inanmanın sağlayıcısı, ne yazandır, ne de yazı; ancak tüm kalplere tasarruf edendir.

 

Yazı yazmak, yazabilenlerin, sorumluklarını yerine getirmek ve şükredici olabilmeleri içindir.

 

Hakikat ve hikmet çerçevesinde olması lazım şarttır. 

 

Ölçü, öncelikle hak üzerinde olup, hakikati paylaşmak niyetine sahip olmaktır. 

 

Sonra aşağıdaki ayetin konusu şaşkınlardan olmamaktır.

 

Şuara.225 - 226. Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.

 

Paylaşılan bilginin değerlisi; bilgiden-algıya, algıdan-tasavvura, tasavvurdan-duyguya, duygudan-inanca, inançtan-karara, karardan-amele, amelden-ahlaka, ahlaktan-şahsiyete dönüşüp, fıtri serüvenini, paylaşanda tamamlamış olandır. 

 

Bu bilgi, yazanın yaşadığı, test edip, sağlamasını yaptığı, anladığı ve sebep-sonuç ilişkilerine muttali olduğu bilgidir.

 

Bu nedenle, hem hikmetin, hem de sorumluluğun bilgisidir denilebilir.

 

Okuyan için durum biraz daha farklıdır.

 

Hakikatı aramak için okurlar. Eğer genel inanç çerçeveleri, sahih hakikat kaynaklarından inşa olmuşsa, bundan sonrası yitik hikmetin bulunmasına ilişkindir.

 

Olmamışsa, zinhar, hakikat kaynaklarının dışından beslenmemeleri gerekmektedir. 

 

Hakikatın mutlak eksenindeki hükümlerle inşa olmuş bütün yatay ve dikey izafiyet alanları, onlar için meşru kaynaktır.

 

Sözü dinleyip, doğrusuna tabi olacak kadar bir zihni ve ruhi dirayete; akıl ve nefis olgunluğuna sahip olmak önceliği için de, bir şeyler yapmış ve yapmaya devam etmektedirler.

 

Zira dinlemek, okumak; tanımanın, bilmenin ön şartıdır. 

 

Bunlar boş sözlerden yüz çevirmek ahlakına da sahiptirler.

 

Beyanın her türlüsü ile yapılan tebliğ, davet, nasihat, bilgilendirme ya da her türlü paylaşım için durum budur.

 

Ortak payda ise, "Hadi" olanın Allah olduğunu; hidayet rehberliğini de Kitabın yaptığını kesin olarak bilmektir.

 

Yazmak, okumak, anlamak, inanıp, istifade etmek ancak Allah'ın izniyledir. 

 

Bu nedenle, bu hususlar da, insanların kendilerine bir şeyler hamletmeleri yerine; eğer, hakikate ilişkin yazmak, okumak, anlamak ve hidayet tahakkuk etmemişse, iznin neden çıkmadığını düşünüp, üzülmek ve endişelenmek icap eder.

 

İzin çıkınca ve zamanı gelince, bilmemiz gerekenler; yazılır, anlatılır, okunur. Yapmamız gerekenler; bilinir ve yapılır. Olmamız gerekenler gerçekleşir ve paylaşmamız gerekenler de efradına cami olarak paylaşılır.

 

Bize düşen ise liyakat kesbetmeye çalışmaktır. 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr