Anasayfa > Yazılar > TATMİN-BÜTÜNCÜL TATMİN-2-

TATMİN-BÜTÜNCÜL TATMİN-2-

 

BİR ALTIN, ALTINDA - AMAÇLAR

Alttaki katman, amaçlar faktörünü barındırmaktadır.

Amaçlar, insanların yaşamlarını inşa edip, isteklerini gerçekleştirmelerini mümkün kılacak üst hedefleri ifade etmektedir.

Örneğin; kimseye muhtaç olmamak bir yaşam amacı ise, çalışmak ta hedeftir.

Ya da bilinç düzeyinde bir hayata sahip olmak bir amaç ise, bilgi ve tecrübe edinmek te birer hedeftirler.

Amaç ve hedef arasındaki ilişki kesintisizdir. Bir amacı gerçekleştirmek için ulaşmamız, yapmamız veya elde etmemiz gereken her unsur da birer hedeftir.

Bu hedeflerden birisini gerçekleştirmek için başka hedeflere de ulaşmak gerekiyorsa, artık bu hedef, diğer alt hedeflerin amacı olmuştur.

Amaçların ayırt edici özelliği, özgün yani size veya sizin sürecinize özgü olmasıdır.

Bu nedenle amaçların özgün olarak belirlenebilmesi zorunludur.

Çünkü gerçekleştirilecek amaçlar için, ulaşılması gereken hedefler,

Hedefler için, yapılması gereken işler,

İşler için gerekli giderilecek ihtiyaçlar ve çözülecek sorunlar vardır.

Bütün bunları yapabilmek için çalışacak ve sahip olduğunuz kaynakları sarf edecek olan sizsiniz.

 

Şimdi bir soru daha soralım;

Eğer amaçlar doğru ve size özgü olarak belirlenmemişse ne olur?

Eğer belirlenen amaç size özgü ve uygun değilse, mutlaka başka bir unsurun amacı olmak zorundadır. Sizin bunun farkında olup, olmamanız durumu değiştirmez. Çünkü sistem böyle işlemektedir ve bu düzlemde amaçların belirlenmesi zorunludur.

Her durumda siz bu amacın gerçekleşmesi için hedefler belirlemek, işler yapmak, kaynaklarınızı sarf etmek ve sorunlarla boğuşmak zorundasınız.

Kısaca sizin yaşamınıza hizmet etmeyecek bir amaca sizin hizmet etmeniz ve kaynaklarınızı harcamanız gerekecektir.

Gerçekleştiremediğiniz kendi amaçlarınızdan dolayı; anlamsızlığı, umutsuzluğu, başarısızlığı, özsaygının ve özgürlüğün kaybedilmesini; kaynaklarınızın israfını, güçsüzlüğü, etkisizliği vs. bedel olarak ödemek zorunda kalacaksınız.

 

Amaçlar düzeyinde karmaşa az fakat etki çok yüksektir. Örnekte görüldüğü gibi, amaçları belirleyip, kontrol edebilen; üstteki bütün hedefleri, süreçleri, işleri, kaynakları ve sonuçları da kontrol edip, yönetebilmektedir.

 

Buradaki kritik soru ise; amaçları belirleyen kimdir? Olmalıdır.

Amaçların oluşmasına etki eden başat faktörler üzerinde bir miktar durmak gerekmektedir.

Amaçları oluşturan temel dinamik inançlardır.

İnanç yaygın olarak bilindiği gibi mistik bir kavram değildir. İnançlar bizim herhangi bir şeyi istememiz, karar vermemiz, elde etmemiz veya yapmamız için zorunlu bir unsurdur. İnançlar insan davranış mekanizmasının ana dinamiğini oluştururlar.

Verdiğimiz her karar bir inançtır.

Yaptığımız her davranış, kurduğumuz her ilişki bir inanca dayanır.

Bir davranış geliştirebilmek için gerekli olan güç, enerji ve motivasyon da ancak inanç sayesinde oluşmaktadır.

İnsan davranış mekanizmasının ne olduğunu ve nasıl yönetileceğini bilmek, insanlara çok büyük güç ve imkân sağlamaktadır.

Amaçlar oluşturan her hususun bir inanca dayandığını ifade etmekle birlikte; kararlara ve davranışlara etki eden büyük inanç alanlarından birkaç tanesi üzerinde durmak istiyorum.

Bunları; sorumluluklar, zorunluluklar, idealler, mülkiyet (sahiplik, yönetim), güç, şeref (beğenilmek, onanmak, adam yerine konulmak, üstün olmak, talep edilir olmak, vs.) bilinç, düşmanlık vs. olarak özetlemek mümkündür.

Yukarıdakilerin kısa kısa etki potansiyellerinin neler olduğundan bahsedelim.

 

SORUMLULUKLAR, ZORUNLULUKLAR, İDEALLER, MÜLKİYET, GÜÇ, ŞEREF,

SORUMLULUKLAR

Sorumluluklar, sizin yaşamınızı olması gereken biçimde inşa edip, sürdürebilmenizi; yapmanız, olmanız, elde etmeniz veya vermeniz gereken her durumu ifade etmektedir.

Yaşamak için beslenmek ve sağlığınıza dikkat etmek sorumluluğunuza sahip olmak zorundasınız.

İnsan cinsinin varlığını devam ettirebilmesi için çoğalmak sorumluluğu vardır.

Saygın olabilmek için, saygı göstermek sorumluluğuna,

Bilinçli olabilmek için; bilmek, yapabilmek ve olabilmek sorumluluğuna sahip olmak gerekmektedir.

Sorumluluk; olunması, yapılması vs. gereken hususlarda, her koşul karşısında, istemeseniz bile; bunları gerçekleştirebilmek bilincine, iradesine, gayretine sahip olmakla tarif edilebilir.

 

ZORUNLULUKLAR

Zorunluluklar varlığımızın devam etmesini sağlayan mecburi unsurlar olarak ifadelendirilebilirler.

Bunlardan bir bölümü; yemek, içmek, nefes almak, üremek gibi fiziksel zorunluluklardır.

Diğer bir bölümü ise; hiçbir biçimde müdahil olmaksızın, zorunlu olarak yapageldiğimiz sosyal sabitelerdir.

Bunlara örnek olarak; insanların iradeleri dışında sürekli ve zorunlu olarak davranış geliştirmeleri; bütün insanların, varlıkların ve sistemlerin bir varlık nedenine sahip olmasını gösterebiliriz.

Zorunluluklar bir yönden, amaçları belirleyen kök faktörler olmaları açısından önem taşıdıkları gibi; diğer yönden ise, bizim amaçlarımızı belirlememizi sağlayan sabit faktörler olmaları açısından da önemlidirler.

Bunun basit anlatımı şudur; eğer bir husus hayatın sabiti ise, bizim bu hususla ilişkimiz, ancak bu sabiteyi dikkate alarak kendi kararımızı ve davranışlarımızı belirlememizdir.

Örneğin biz davranış geliştirmek istemiyoruz demek imkânına sahip değiliz. Her durumda davranış göstermek mecburiyetindeyiz. Bize düşen davranışın doğru bir karara dayanması ve doğru yöntemle geliştirilmesidir.

 

İDEALLER

İdealler bir yönden insan olmanın zorunlu koşuludur. Diğer yönden sizin özgün yaşamınızı ve yaşamın tümüne sağlamanız gereken katkı için zorunlu olan amaçları ve hedefleri tarif etmektedir.

İdeallere sahip olmak, diğer yaratıklara nazaran insan olmanın ayırt edici zorunlu unsurudur. İdeallerin olması en güçlü motivatörlerden birisidir. İdeallerin gerçekleşmesi ise adanma ve dava edinme ile sağlanabilir.

 

MÜLKİYET

Mülkiyet ise Arapça bir kelime olup; sahiplik ve yönetmek anlamına gelmektedir.

İnsanların amaçlarının ve hedeflerinin belirlenmesi; bunların gerçekleşmesi için yapılacak çalışmanın temel motivatörlerinden birisidir.

 

İnsanlar sahip olmayı isterler ve bu çok güçlü bir güdüleyicidir. Sahip olmanın anlamı, gerçeği ve nedeni hususunda doğru bir anlayışa sahip olunamazsa; ters işlev görüp, yıkıcı etkiler oluşturabilir.

Sahiplik, mutlak bir anlamda kullanılırsa; sahip olunan şeyin yaratılması, yok edilmesi, istenilen biçimde kullanılması, değiştirilmesi, sınırsız olarak elde tutulması, anlam yüklenmesi, sınırsız kullanımı, yönetim yetisi ve becerisine sahip olmak, hiçbir durumda elden çıkartmamak gücü, olumsuz etkilerine maruz kalmamak gibi durumların tamamının gerçekleşmesi de gerekmektedir.

Oysaki sahip olduğumuz hiçbir şey de (kendi bedenimiz ve hayatımız da dâhil) bu kadar büyük güç ve yetkilere sahip değiliz. Eğer olabilseydik hiç hastalanmazdık ve ölmemeyi becerebilirdik. En önemli kaynaklarımızdan bir olan zamanı kontrol eder ve istediğimiz zaman durdurabilir, istediğimiz zaman çalıştırabilirdik.

Daha basit örnekler üzerinde konuşursak; eğer bir ayakkabının mutlak sahipliğine sahip olsaydık, eskimesine, ayağımızı vurmasına, karda ıslanıp ayaklarımızı üşütmesine izin vermezdik.

Bir arabaya mutlak sahip olsaydık, onun bize verdiği hizmetten daha fazlasını biz ona vermezdik. Eskiyip, paslanmasına engel olabilirdik.

Örnekler çoğaltılabilir ancak “sahip olmak” kavramının anlaşılabilmesi için bu kadarın yeterli olduğunu düşünüyoruz.

 

 “Mutlak sahiplik” kavramının bizim için mümkün olmadığı ortadadır. Bu nedenle bizim doğru bir “sahiplik” kavramı geliştirmemiz ve bu çerçevede davranmamız zorunludur.

Bir arabaya sahiplik, sadece onun sağladığı fonksiyonlardan yararlanabilmekle sınırlıdır. Bunun biçimi sahiplik olarak ifadelendirilemez. Yani satın almanız, kiralamanız vs. sadece yöntemdir ve sahiplik değildir.

Arabanın kullanımı için bir yetki kullanıyorsunuz. Bu yetki dâhilinde, arabanın size hizmet etmesi tarzında bir sahiplik fonksiyonunun gerçekleşmesi söz konusudur.

Buna benzer olarak; var oluşunda hiçbir sürecine dâhil olmadığınız ve kullanımın dışında hiçbir sistem unsuruna ve ilkesine müdahil olamadığınız, “zihninizle” aranızda bir “sahiplik” değil bir “kullanım yetkisi” ilişkisi vardır. Yani siz sadece belirlenen sınırlar içerisinde ve ilkeler çerçevesinde zihninizi kullanır ve potansiyellerinden yararlanırsınız.

 

Buradan “mülkiyet” kavramının temel faktörlerden birisi olma nedenine gelelim.

İnsanlar çoğunluğu salt sahip olmayı amaç ve hedef edinmektedirler. Bu farklı konu ve alanlarda ve farklı ölçek ve büyüklüklerde olabilmektedir.

Kritik öneme haiz olan husus,

Bizim için fonksiyonel olan mülkiyet kavramı çerçevesinde;

Sahip olmak veya yönetilmek için elde edilmeye çalışılan unsur aslında ne için istenmektedir? Sorusuna vereceğimiz tutarlı cevapta bulunmaktadır.

 

Asıl isteğimiz;

Sahip olmayı ya da yönetmeyi istediğimiz her unsur için; onun sahip olduğu potansiyelleri; kendi amaçlarımızın gerçekleştirilmesi için kullanmak üzere, bir yetki almak olarak ifadelendirebiliriz.

 

Başka nasıl mülkiyet anlayışı olabilir?

Anlatmaya çalıştığımız piramidin bütün katmanlarındaki faktörlerin tutarlı ve doğru biçimde çalışmalarına hizmet etmeyecek bir niyet ve yöntemle elde etmek ve yönetmek anlayışı söz konusu olabilir.

Daha basit anlatımla şöyle söylenmektedir.

Anlamsız, adaletsiz, gereksiz; yani doğru amaçlarda, uygun hedeflerde ve doğru işlerde kullanmak amacıyla değil de;

Sahip olmaktan veya yönetmekten dolayı; farklı görünmek, adam yerine konulmak, statü elde etmek türü niyetlerle yaklaşılan bir mülkiyet anlayışı.

Ya da, mülkiyetin; doğrudan, haklı ve olumlu amaçların gerçekleştirilmesi için değil de; diğerlerinin kontrol edilmesi, haksız yönetim ve kaynaklarının kullanılması amaçlı olarak talep edilmesi durumudur.

 

Mülkiyet kavramına yaklaşım, amaçların belirlenmesi hususunda çok önemli bir işleve sahiptir.

Yanlış yaklaşım; adaletsizliği, üretimsizliği, istismarı, verimsizliği, başarısızlığı, mutsuzluğu, çatışmayı, risk unsurlarını ve anlamsızlığı üreten bir durumdur.

 

GÜÇ

Güç, insanların sahip olması ve kullanması gereken zorunlu bir olgudur. Ancak güç kavramının doğru anlaşılması, doğru yöntemlerle elde edilmesi ve adaletle kullanılması önem taşımaktadır.

Güç; yönetme, zorlama, üstünlük, kontrol gibi sonuçları da üretebilmek potansiyeline sahip olduğu için; doğru amaçlara hizmet eden bir işleve sahip olmaksızın da talep edilebilmektedir. Bu nedenle güç, amaçların gerçekleştirilmesi için gerekli araç olmaktan, doğrudan bir amaç olarak ta elde edilmeye çalışılabilir.

ŞEREF

Şeref, kavram içerikleri açısından; onur, beğenilmek, onaylanmak, adam yerine konulmak, üstün olmak, aranılır olmak vs. gibi hususları kapsamaktadır.

Bunların her birisi, kendi bağlamlarında ve işlevlerinde bir anlama ve fonksiyona sahiptirler. Ancak kendi bağlam ve işlevleri dışında amaç edinilirlerse; zayıflatıcı, kontrolü, özgünlük ve özgürlüğü kaybettirici, hukuksuz yönetilmeyi mümkün kılıcı etkiler oluşturabilirler.

Bir taraftan toplumun yukarıdaki hususlarda oluşturduğu olumsuz kültür ve sosyal tuzaklar; diğer taraftan insanın öz değer, özsaygı, özgüven türü eksiklikleri bir araya gelirlerse; sadece beğenilmenin veya adam yerine konulmanın amaç haline gelmesi söz konusu olabilmektedir.

Bu durumda, insanın amaçları için kullanabileceği araçlar olan bu duygu ve durumlar; her hangi bir üst amaca hizmet etmeksizin kararları yönlendirebilmekte ve kaynakları tüketebilmektedirler.

Yukarıda ifade edilen son üç kavram; “mülkiyet, güç ve şeref” insanların ve toplumların etkinliğini, güçlülüğünü, başarısını, devamını, üretkenliğini vs. belirleyen çok önemli üç faktör olarak değerlendirilmelidir.

Bu kavramların; anlamları, içerikleri, fonksiyonları, kaynakları ve kullanım biçimleri doğrudan sonucu belirlemektedir.

 

Tespitlerin oluşturduğu düşüncelerin, size yabancı gelmediğine eminim.

Sadece beğenilmek veya adam yerine konulmak için neler yapıldığı ve nelerin feda edildiği hususunda her birimizin sayısız gözlemi olmuştur.

Yedi sülalesinin harcayamayacağı parayı kazanmak ve sonra da korumak için insanların bazılarının ne bedeller ödediği de hepimizce bilinmektedir. Fakat kullanamayacağı kadar kaynak sahibi olmanın ne anlama geldiği pek te anlaşılamamaktadır.

Bu hususta sorulacak her soruya, muhtemelen herkesin bir cevabı vardır. Ancak sorgulamayı “aslında ne istemektedir” formatında sürdürsek, ulaşacağımız sonuçlar, verilecek cevaplardan farklı olacaktır.

Sürekli ev ve arsa almanın erdem, bunları satmanın ayıp olduğu kültürler olduğunu biliyoruz. Peki, kullanamayacağınız, yani size hizmet etmeyecek bir nesneye sahip olmak için; sahip olduğunuz kaynakları tüketmenin anlamı üzerinde, aynı biçimde sorgulamaya başlarsak nereye ulaşırız.

Benzer bir durumu “güç” üzerinde de görebiliriz. Bizim için iş yapabilmenin aracı olan güç; eğer hiçbir iş yapmak için değil de; kullanamayacağımız miktarlarda ve niteliklerde elde edilmeye çalışılıyorsa; bunun nedeni ne olabilir? Kullanamayacağımız gücü (güç parametrelerini) elde etmek için, sahip olduğumuz gücü tüketiyorsak bunun anlamı nedir?

 

Örneklerde ifade etmeye çalıştığımız çerçevede, yukarıdaki üç faktör, kendi doğasının dışında amaç ediniliyorsa; ne kazanırız? Ne kaybederiz? Nerelere sürükleniriz?

 

GELDİK EN DERİN DÜĞÜM NOKTASINA

Gelelim en altta yani bütün çizgilerin birleştiği düğüm noktasına. Bu nokta kök amacı oluşturmaktadır.

 

KÖK AMAÇ

Kök amaç, bütün amaçların kendisinden doğduğu; başka bir anlatımla bütün amaçların sadece onu gerçekleştirmek için var olduğu amaçtır.

Belki de mevcut düşünme biçimimize uygun olmayan bir tarifle karşı karşıya kalmış olabiliriz. Yani bir tek amaç var; bütün amaçlar ve yapılan her şey bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılıyor! Böyle bir şey mümkün olabilir mi?

Bu sorunun sorulması ve buna uygun bir cevap aranması, önemli bir kazanım kapısının aralanması anlamına gelebilir.

Evet, böyle bir kök, çekirdek amaç vardır ve bütün insanlar; her ne yapıyorlarsa, bu amacın gerçekleştirilmesi için yapmaktadırlar.

Bütün karar ve davranışların ortak nedenidir.

Birbirleriyle zıt ve çelişkili gibi görülen her eylemin çekirdek nedeni de aynıdır.

 

Bir akademisyenin faaliyetleri ile bir teröristin yaptıkları aynı kök nedene dayanmaktadır.

Bir rock grubunun müzik yapma nedeni ile dua eden bir müminin kök nedeni de aynıdır.

Çocuklara uyuşturucu satan bir adam ile okuldaki öğretmen aynı kök nedenden dolayı bu işleri yapmaktadırlar.

 

Bunun nasıl mümkün olabildiğini?

Bu hususun anlaşılmasının hangi öneme haiz olduğunu?  Bilmek eş derecede stratejiktir.

İlk bakışta çok anlaşılamayan bu hususun anlaşılması, yaşamsal bir değer ifade etmektedir.

Bunu anlayabilmek ve yukarıdaki iki soruya cevap bulabilmek için, buraya kadar anlattıklarımız ışığında yürümeye devam edelim.

Aşağıdaki listenin her bir maddesinin üzerinde kısa içselleştirmeler yaparak okumanızı istiyorum.

 

Murat SAYIMLAR

OCAK 2018                                                                                                                                   DEVAM EDECEK

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr