Anasayfa > Yazılar > ÜÇ BOYUTLU VE EKSENLİ GÖRECELİK

ÜÇ BOYUTLU VE EKSENLİ GÖRECELİK

 

Görecelik kavramı; “bir referans noktasında durulup, bir bakış açısı ile bakıldığında görülen şey, referans noktası ve bakış açısına göre gerçektir. Eğer referans noktasını veya bakış açısını değiştirirseniz, gördüğünüz gerçek, yeni referans noktası ve bakış açısına göre olacaktır” biçiminde açıklanır.

 

Post modernizm; “referans noktası ve bakış açısına göre olan gerçeklikler, görece olarak meşrudur ve saygı gösterilmelidir” fikrini ortaya atınca, sosyal hayat bir kaos etkisine maruz kalmıştır.

Temelde bu fikrin altında; “ gerçek kavramına ilişkin bir mutlak yoktur. Gerçek eksensizdir. Her durumda izafi yani e-göredir” tezine dayanmaktadır.

Bu tez insana ve farklılıklara saygı ve özgürlük aforizması ile takdim edilince fazlaca alıcı bulmuştur.

 

Eğer tez, yaşamın, varlıkların, oluşların, olguların ve ilişkilerin doğasına göre doğru ve çalışan bir mahiyet arz etse, elbette tartışılmamalıdır.

Ancak varlığın doğasına aykırı bir anlam içermektedir. Bunun doğal sonucu olarak, görece bütün gerçeklerin ve tercihlerin saygıdeğer görülmesi; insanın, kendi doğası dışında davranmayı ve diğerlerinin hukukunu ve doğasını yok saymayı meşru gören bir hayat anlayışını ortaya çıkartmıştır.

Bu anlayış, bir yandan insanın doğasından uzaklaşıp, yalnızlaşmasını; diğer yönden, neredeyse sınırsız karmaşa, bozgunculuk ve çatışmanın kapısını aralayacak bir potansiyeli ortaya çıkartmaktadır.

 

Eğer eksensiz bir görecelik, varlığın doğasına hâkim olsaydı; hiçbir mutlak ve sabit olmaması gerekirdi.

Oysaki insanın fiziksel, biyolojik, zihinsel ve sosyal dünyasında, asla müdahale edilemeyecek, değiştirilemeyecek ve yok sayılamayacak mutlaklar ve sabitler vardır.

Bütün varlıkların doğalarında da benzer sabit ve mutlakları görmekteyiz.

Eğer bu mutlak ve sabitler olmasaydı; insan diye bir tür, çeşitlilik içerisinde yaşamlarını sürdüren varlıklar ve hatta yaşamın kendisi bile olmazdı.

 

Eğer insanın genetik kodları olmasaydı, aynı fizyolojik ve biyolojik özelliklere sahip insan türünden bahsedilemezdi. Genetik kodlar bir sabitedir.

Benzer şekilde hayvanların ve bitkilerin genetik kodları da benzer sabiteleri ifade etmektedir.

İnsanların sosyal hayatlarında; zorunlu ve sürekli davranış göstermeleri; her şeyin bir sistem olması; her şeyin bir doğasının olması; her davranışın bir tutumu, her tutumun bir davranışı gerektirmesi gibi, gayri iradi ve değişmez sabiteler vardır.

İnsanın zihin dünyasında; bilginin elde edilmesi, algılanması, anlamlandırılması, karar ve davranışa döndürülmesi gibi gayri iradi ve zorunlu sabiteler vardır.

Bu gayri iradi ve zorunlu sabiteler; varlığın, olguların, oluşların ve ilişkilerin eksenlerini teşkil etmektedirler.

Bu sabit ve değişmez eksenler çerçevesinde farklılıklar oluşmaktadır.

O halde sistemi, sabit eksenler ve görece değişkenler olarak tarif edebiliriz.

 

Genetik yapı sabit eksendir ve insan türünün yaratılış özelliklerinin bir bölümünü belirler. Kodların farklı kombinasyonlarına göre insanların farklılıkları ortaya çıkar. Bütün farklılıklara rağmen her seferinde ortaya çıkan bir insandır.

Bilgi, karar ve davranış mekanizması sabit eksendir. Bilginin kaynağı, türü, zenginliği gibi unsurlara göre farklı davranış ve kararlar ortaya çıkar.

İnsanın yaşama zorunlu müdahalesinin, davranışları ile olması sabit eksendir. Davranışın mahiyetini belirleyen kök anlamlar ve temel hükümlere göre farklı davranışlar ortaya çıkar.

Yaşamın insan davranışları ile yapılanması sabit eksenin bir unsurudur. Davranışın mahiyetine göre farklı hayat biçimlerinin ortaya çıkar.

 

Her şeyin, eksensiz bir görecelik içerisinde oluşması ve bu farklılıklara saygı gösterilmesi biçiminde ifade edilen post modern görecelik anlayışı zehirli bir aforizmadır.

Yalnızlaşan, doğasından ayrı düşürülen insanlara teker teker ulaşabilecek iletişim teknolojilerinin geliştirilmesi ile yalnız insanlara; anlam, amaç, temel hükümler, algı ve yöntem sağlamak kolaylaşmıştır. Daha sonra bu insanların karar ve davranışları, arzu edilen istikamette yönlendirilebilmektedir. Bir tarafta tüm kaynakları bu istikamette kullanılabilen, diğer tarafta bu sisteme direnç göstermeyecek insan tipolojisi imal edilebilmektedir.

 

Göreceliğin doğasında üç temel parametre vardır. Bunlardan bir tanesi eksendir. Diğeri, yatay görecelik alanları, üçüncüsü ise dikey görecelik alanlarıdır.

Bütün olgu, oluş ve ilişkilerin ortaya çıkabilmesi için zorunlu olan kök anlamlar ve temel hükümler, göreceliğin eksenini oluşturmaktadır. Davranışın mahiyetini belirleyen bu faktörlere “dini bilgi” ismi verilmektedir.

Daha sonra bu eksenin kapsamındaki kök anlamlar ve temel hükümler çerçevesinde davranışlar geliştirilir. Bu davranışlar; sistemleri, disiplinleri, kurumları, ilişkileri, bütün oluş ve olguları ortaya çıkartırlar. Bunlar da yatay görecelik alanlarını oluştururlar.

Davranışların yapılandırdığı bütün olgu, oluş ve ilişkilerin; ontolojik derinlikten, pratiğe doğru farklı düzlemlerde geliştirilmesi söz konusudur. Bu düzlemler, analiz, anlam üretmek, inşa, yönetmek gibi faktörlerin farklı düzeylerini oluştururlar. Her üst düzey, alttakilerin hepsini algılar, kuşatır ve etkiler. Bu dikey görecelik alanlarını oluşturur.

 

Basit bir modelle izah edelim. Ekseni bir çubuk olarak düşünelim. Bu çubuğa CD’ler takalım. Her bir CD’nin bütün yüzeyi, yatay izafiyet alanıdır. Her CD’nin üstüne başka bir CD koyalım. Her CD ise bir dikey görecelik alanını ifade eder.

 

Yatay ve dikey görecelik alanlarının meşruiyeti, ekseni oluşturan kök anlamlar ve temel hükümlere göredir.

Bu hususta bir de eksen göreceliğinden bahsetmek gerekmektedir.

Ekseni oluşturan kök anlamlar ve temel hükümler; insanların, varlıkların, oluşların, olguların ve ilişkilerin orijinal doğalarının özelliklerini bütün olarak kapsıyorsa; bu eksen, hakikatin anlam ve hükümleri ile inşa olmuş demektir.

Bu eksenin çevresinde oluşan bütün yatay ve dikey izafiyet alanları ve bu alanlarda üretilen her şey meşrudur. Buralardaki görece farklılıklarda meşru ve saygındır. Çünkü bunların yapılandırdığı hayat inşa edilmiş olmaktadır. Varlığın, oluşların, olguların ve ilişkilerin doğasını bozmazlar; hukukuna haksız müdahalede bulunmazlar; fitne, karmaşa, bozgun ve çatışma çıkartmazlar.

 

Eğer bu eksendeki kök anlamlar ve temel hükümlerin çok az bir bölümü bile orijinal doğasından farklı anlam ve hükümlerle yapılandırılmış olsa bile artık bu, hakikat ekseni olarak vasıflanlandırılamaz.

Bu eksen etrafındaki yatay ve dikey izafiyet alanlarındaki oluş ve ilişkiler; orijinal hakikate göre meşru ve saygıdeğer değillerdir. Yaşamı imha ederler. Karmaşa, bozgunculuk ve çatışma çıkartırlar.

 

Tüm farklılıkların meşru ve saygıdeğer olduğu fikri, post modernizmin, eksensiz görecelik anlayışından kaynaklanmaktadır.

 

Hakikatin görecelik anlayışı eksenlidir. Bu eksenin; insanın, varlığın, olgu, oluş ve ilişkilerin orijinal doğalarını oluşturan kök anlamlar ve temel hükümlerden, eksiksiz olarak yapılanmış olması gerekmektedir.

Ancak bu durumda yatay ve dikey görecelik alanlarındaki tüm farklılıklar meşru ve saygıdeğer kabul edilebilirler. Çünkü bu farklılıklar; bütüncüllüğü oluştururlar, işbirliğini mümkün kılarlar, çatışmayı ortadan kaldırırlar, üretirler ve inşa ederler.

 

Murat SAYIMLAR

KASIM 2017

 

 

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr