Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > 2020 YILINDA TEBLİĞ VE DAVET ZARURİ Mİ? BEYHUDE Mİ? -3-

2020 YILINDA TEBLİĞ VE DAVET ZARURİ Mİ? BEYHUDE Mİ? 3

 

Bu alışılmadık, sıradışı bir yazı olabilir. 

 

Trajik bir ironi üzerinden yüzleşme, düşünme, müzakere teklifi, ancak hakikatin anlamını, kıymetini bilen sürekli arayış peşinde olduğu için buna dair her söze önem ve kulak verenler için bir anlam ifade edebilir.

 

Üstelik bu arayış ve teklif, sadece bize mahsus bir durum olmayıp, bütün insanlık tarihi boyunca olagelmiştir.

 

Görece olarak hakikat arayışına sahip olanlar, hakikat peşinde olanların ne kadar az olduklarına şahit olmuşlar ve bunları yüreklendirip, ortaya çıkmalarına vesile olmak için tarih boyunca yöntem geliştirmeye çalışmışlardır.

 

Yine görece olarak, hakikat üzerinde bir şeyler yapmak isteyenler, geniş kitlelerin, farkına varıp, dahil olmalarını sağlayabilmek için, ideolojiler oluşturup, bunlarla sistemler geliştirmişlerdir. Bu keyfiyeti inceleyebilmek için "strateji tarihi" okunmasını tavsiye ederim. 

 

İslam Peygamberi bu hususta bütüncül bir süreç yaşamış ve fıtrat hakikati üzere bir hayat inşa etmenin örneğini ortaya koymuştur. Ancak izinden gidenler bu örneklik sürecine hangi perspektiften bakılacağı, algoritmasının ne olduğunu bilmek hususunda yeterince başarılı olup; Kitab'ın kaynaklığı, Peygamberin kurucu şahitliği üzerinden bir hayat inşa etmeyi, bütüncül olarak tekrarlayamamışlardır.

 

Hakikat arayışında işbirliği çağrısı çok zor ve netameli bir iştir.

 

Uzayda başka hayat var mı? Sorusuna cevap bulmak için sürekli sinyal göndermek ve geri dönüş beklemeye benzer.

 

Elbette bu durum insanların veya sistemlerin; kendi sistemleri, anlayışları, ideolojileri, projeleri ya da süreçlerine kaynak bulmak için geliştirdikleri yöntemlerden farklı ilke ve usullere sahiptir.

 

İnsanların hayatta oynayacakları rollere göre sahip oldukları ya da geliştirdikleri kaynakları ve formasyonları vardır. Bunları kullanacakları hedefleri ve zeminleri vardır. Elbette bunlar insanların kendileri ve onlarla işbirliği yapanlar için büyük önem taşımaktadır.

 

Bizim için hakikat peşinde olmaksa; Rabb, kulluk ilişkisi, yaratılış özellikleri ve bunlar çerçevesinde bir hayatın inşası parametreleri ile ilgilidir.

 

Duruşumuz, bakış açımız, arayışımız, perspektifimiz, kaynaklarımız, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz, inancımız, ahlâkımız, şahsiyetimiz, doktrin-strateji-usul-planlarımız, bütün çalışma ve ilişkilerimiz bu çerçeve dahilinde olmak zorundadır. 

 

Bu satırları yazan, bu toplumun içerisinde ve koşullarında yetişmiş ve yaşamaktadır.

 

Bunun pratik anlamı şudur. Toplumun geri kalanından farklı bir pozisyona, kendisi ile ilgili kanaata, imkan ve kaynaklara, ruh haline sahip değildir. Aynı zeminde yetişmiş, aynı sıkıntı ve zaaflara sahip, aynı zorluk duygusunu yaşamaktadır.

 

Belki farklı olarak, hakikat peşinde olmanın mecburiyetini çok derinden hissederek, anlamak ve yol bulmak için, biraz daha cesur olarak yazmayı, konuşmayı, araştırmayı denemektedir.

 

Buradaki cesaret farklı ele alınması gereken bir husustur.

 

Hakikate bilinçli muhalif olanların cepheden ve geriden düşmanlığı karşısında bir tavır sahibi olmak için cesur olmak gerekmektedir.

 

Ancak buradaki cesaret, böyle bir arayışın anlamı ve mecburiyeti üzerinde zaaflara sahip olan ve bu hususta gerçek bir inanç ve kararlılığa sahip olmayan bir toplum içerisinde yaşayıp da, bu hale rağmen hakikati aramaya cüret etmekle ilgilidir.

 

Cüret, toplumun ağırlıklı bakışını yansıttığı için yazılmıştır. Aslında cüret, varlık gayesine uygun yaşamaya inananlar için, aramamaktır.

 

İnsanlar, kendilerini, Rablarını, fıtri hakikate ilişkin olanları, kendi nefislerinin şahitliği üzerinden anlarlar. Zira anlayabilmenin koşulları olan; tefekkür, yüzleşme, muhasebe, duygularını hissetmek, mukayese gibi hususlar sadece zihinsel değildir. Bizatihi denenip, sınanmakla, bu nedenle bizatihi nefsin şahitliği üzerinden elde edilir.

 

Bizatihi tecrübeler de ancak; arayınca, yapınca, ilişki kurunca yaşanır. Bu nedenle yaşamak, denemek cesareti gerektirir.

 

Deneyip, yaşayanlarla; cesaret edemeyenler arasındaki ilişkiler de, bu yolda ayrı bir zorluğu ifade eder.

 

Deneyip, yaşamayanlar da, kendi hallerini, doğrularını, tercihlerini, kendi nefislerinin şahitliği üzerinden elde etmektedirler. 

 

Elbette cesaret ve korkaklık, konuşmak ve yaşamak, içinde olmak ve kenarda durmak farklı halleri ifade etmektedir. Farklı hâller, farklı şahitlikler sağlayacaktır. Farklı şahitlikler, farklı bilgi-ufuk ve inançlar oluşturacaktır.

 

Hangi hal üzerinde olmak ve hangi bilgi-ufuk-inanç ve derinliklere sahip olmak; hakikati aramak için gerekli imkan ve cesareti sağlayacaktır? Bunun üzerinde düşünmemiz gerekmektedir. 

 

Ya da elverişsiz hal ve duygulara sahipken, hakikate ilişkin nasıl tutum alıp, ne tür tepkiler gösterilir? Sorusu için derin tefekkür zorunludur.

 

Buraya kadar yazılanların konuyla bağlantısı şudur.

 

Hakikat arayışı bizim için varlık gayesi ve Allah'la olan ilişkimizin bir fonksiyonudur.

 

Birilerinin yapacağı bir husus değil, imkan nispetinde herkesin katılımını ve bunun da hayat biçimi olmasını gerektiren bir durumdur.

 

Mevcut halimizde, bunun hakikatine ve önemine ilişkin bir bilinç, bakış açısı ve sorumluluk geliştirmek öncelikli ihtiyaçtır.

 

Ortada bu ihtiyacı karşılayacak bir kurum, süreç, öneri görülmediğine göre; buradan başka bir öncelik doğmaktadır. 

 

Hakikate taraf olanların bu ihtiyacı karşılayabilmesi için mevcutta sahip oldukları kafi gelmemekte ve hatta bu durum asıl problemi oluşturmaktadır.

 

Hali bilmek, sorunları, sıkıntıları, ihtiyaçları tespit edebilmek, hedefler üzerinde ortak farkındalık oluşturmak için;

 

Öncelikle tefekkür etmek, dinlemek ve müzakere etmek mecburiyeti vardır. 

 

Bunu sağlayabilmek için de, hakikat arayışında olanların, hakikat arayışında olanlara; birbirlerini dinleyip, müzakere etmek zorunluluğunu tebliğ edip, davet etmeleri lazımdır. 

 

Yani, olduğumuz halden, olmamız gerekene ulaşmak için öncelikle yapılması lazım olanlara davet. Sonra başkalarını davet. 

 

Zira sıralama;

 

Önce; inanıp, amel-i salih işlemek,

Sonra; hakkı ve sabrı tavsiye etmek. 

Anladığımız, içselleştirdiğimiz, davranışa ve hale dönüştürebildiğimiz; bize tebeyyün etmiş, hakkı tavsiye. 

 

İman edenlerin, iman etmeye ihtiyaçları vardır.

 

Bu konuda yazmaya ve konuşmaya devam etmenin koşulu ise ilginin niteliği ile ilişkilidir.

 


Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr