Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > BENCİLLİK VE ADALET
BENCİLLİK VE ADALET
 
Özellikle insan ilişkilerinde çok baskın ve etkili olan bu iki kavramın anlamı üzerinde gelişebilecek bir farkındalık, daha yaşanabilir bir hayatın inşasında önemli yer tutacaktır.
 
Bencillik, insanın kendi arzularını, isteklerini, doğrularını eksene alıp, herşeyi, herkesi, her durumu; kendi ekseninin oluşturduğu perspektif ve çerçeveden değerlendirip, anlamlandırmaya çalışmasıdır.
 
Buradan çıkacak sonuçlar, bir bencil için; en doğru, hatta tek doğrudur. Bu nedenle bütün karar ve davranışlar, bu doğru istikametinde alınıp, yapılmak zorundadır. 
 
Eğer bunun aksine bir düşünüş, talep ya da tavır geliştirilirse; "haksızlık, bencillik, korkaklık" gibi yargılayıcı salvolarla karşı taraf sindirilmeye çalışılır.
 
Benciller aslında düşünce ve tavırlarının erdem olduğu düşüncesi ile iyi şeyler yaptıkları inancındadırlar. Sorun, doğru ve iyinin ancak kendi pencerelerinden görülenler çerçevesinde olduklarına inanmalarıdır. 
 
Bu nedenle karşıdakilerin kendilerine özgü doğruları, düşünceleri, duyguları, istekleri, hassasiyetleri olabileceğine ihtimal vermezler ve yok sayarlar. Bundan dolayı bütün kararları kendi çerçevelerinden verip, uyulmasını beklerler. 
 
Çoğunlukla bu kararlara uyulması için farklı türlerde baskı yaparlar. Sonucunda çatışma çıkması, ilişkinin bozulması, karşıdakilerin üzülmesi, haksızlığa uğraması, benciller için bir ilişki kriteri olmaz. Zira bütün ölçü ve kriterler, kendi eksenlerine göre belirlendiği için, diğerinin hali, bakış açısı ve hatta adaletle ilgili bir farkındalığa sahip değildirler. Zaten onlar için verdikleri her karar herkesin iyiliği içindir ve itiraz haddi tecavüzdür.
 
Doğasına uygun biçimde paylaşmayı başaramadıkları için; tembelleri, diğerlerinin üstüne yük olurlar. Çalışkanları ise işlerin çoğunluğunu üstlenmek zorunda kaldıkları için mağdur veya fedakar olduklarını düşünürler.
 
Oysaki bu hal onların düşünüş ve davranışlarından kaynaklanmaktadır. Diğerlerini de mağdur etmekte ve büyük israfa yol açmaktadır.
 
Zira paylaşarak ve katılımla oluşturulan hedefler ve planlanan işlere tüm taraflar, imkanları nispetinde, gönüllü olarak dahil olurlar. Herkes tatmin bulur. Başarılı ve verimli sonuçlar doğar.
 
Bencillik hayatın bütün alanlarında maruz kalınan bir imtihan konusudur.
 
Eşler, arkadaşlar, akrabalar, yöneticiler vs. imtihan aktörü olabilirler.
 
Bencillerle, benciller bir ilişki içerisinde iseler çatışma kaçınılmaz olacaktır. Her taraf kendi penceresinden bakıp, isteyecek ve diğerinin talep ve duygularını yok sayacaktır. Bu nedenle sürekli çatışma hali ve kopuş yaşanacaktır. Bu durumda ilgili tüm çevre imtihan olacaktır. 
 
Eğer bencillerle, olmayanların ilişkisi söz konusu olursa; bir adalet çizgisinde anlaşma ve uzlaşı söz konusu olamayacağı için, ilişki, doğasının gerektirdiği doygunluğu ve tarafların taleplerini karşılamayacaktır. Bu nedenle, ilişkinin devamı; sabır, tolere etmek ya da ilişkiyi bitirmek arasında gidip gelecektir. Bu bir tüketim durumudur. İlişkinin nedenlerini sürekli tüketir. Nedenler tükenince ilişki biter.
 
Tekraren ifade edilirse, bu hal; evlilik, sosyal ve akrabalık, iş, devlet-toplum-insan ilişkilerinde tezahür eder. 
 
İnsanların, geri dönümsüz; ahiretlerini, huzur ve mutluluklarını, başarılarını, tatminlerini belirleyen ömürleri israf olur. 
 
Oysaki bütün ilişkiler, ömürlerin tüketilmesi, israf edilmesi için değil; desteklenmesi, üretilmesi, kolaylaştırılması, verimli ve kaliteli hale getirilmesi içindir.
 
Örneğin Allah; meşru kadın-erkek ilişkisinin varlık nedenini; "birbirleriyle sükun bulmaları" olarak açıklamıştır.
 
Yani erkek ve kadının, iç ve dış dünyalarında onları geren, tüketen, hırçınlaştıran hususlarda; onları farklı kılan unsurların, hukukuna uygun paylaşımı ile teskin olabilmelerine imkan sağlamaktadır.
 
Eğer bir kadın-erkek ilişkisinde sükun tahakkuk etmiyorsa, imkan israf edilmiş demektir. 
 
Bu durum, Allah'a kulluk etmeyi değil de hevaya kulluk etmeyi tercih etmişler arasında doğal kabul edilebilir. Zira hevaya kulluk etmek, bu durumda olanların hayatı kendi arzu ve istekleri çerçevesinde anlamalarını zorunlu kılar. Bu tam bir  bencillik halidir. Bu durumdaki bencillerin ilişkisinde her taraf kendi arzu ve isteklerinin tahakkukunu ister. Ortak noktalarda paylaşım, diğer hususlarda çatışma olur. Zira ilişkinin tümünde objektif ve bütüncül sabite yoktur. Tarafların arzu ve isteklerinin oluşturduğu izafi sabiteler söz konusudur. 
 
Elbette mevcutta durum bu şekilde gerçekleşmemektedir. Çünkü insanların anlayışlarını yapılandıran kültürün içerisinde, insan doğasına uygun hükümler hâlâ kısmen belirleyicidir. Ancak eksen belirleyici yaklaşım bütünüyle insan fıtratının temel hükümlerinden oluşmamaktadır. Yani Allah'a ve hevaya kulluk hükümlerinden oluşan karışık bir yapı söz konusudur. 
 
Eğer bu durum Allah'a kulluk etmeyi kabul etmiş kişiler arasında söz konusu ise, ilişkinin doğası sükunu tesis etmeyi gerektirir. Eğer sükun gerçekleşmiyorsa; bir tarafta veya taraflarda, Allah'ın; ilişkinin, tarafların hukukuna ve fıtratına ilişkin vazettiği hükümlere mugayir anlayış ve davranışlar söz konusu demektir.
 
Bu husus ya din farkından ya da bencillikten tahakkuk eder. Yani bencillik de, Allah'ın vazettiği fıtrata ve hukuka karşı işleyen bir durumdur. Zira bir yönüyle hevayı ilah edinmekle bağlantılıdır.
 
Aynı hususu devlet yönetimi için de örneklendirebiliriz.
 
Varlık nedeni, insanların varlık nedenlerini gerçekleştirebilecekleri, doğalarına uygun yaşayabilecekleri hayatın inşasının sağlanabileceği bir zemini, atmosferi, sistemleri kurup; bunların aynı çerçevede devamı, yönetilmesi ve güvenliğinin sağlanmasını temin etmek olan devlet, eğer bundan başka nedenlere hizmet ediyorsa, bu üç sebepten olur.
 
Birincisi, kurucu ve yönetsel ilkelerin fıtrattan başka çerçevede ve anlam cümlelerine sahip olmasıdır. 
 
İkincisi, vaziyet edenlerin, yukarıdaki izahlar muvacehesindeki bencilliklerinden oluşur.
 
Üçüncü seçenekte her ikisi birden vardır.
 
Bencilliğin karşıtı veya onu ortadan kaldıracak unsur "adalettir."
 
Adalet; hukuk ve dengenin bir arada olmasıdır. 
 
Hukukun temel dayanağı, Allah'ın yaratılışta yani fıtratta, varlık âlemine ve mahsusen insana verdiği haklardır.
 
Denge ise aynı fıtrat ve hukuk sistemi çerçevesinde alınacak kararlar, sergilenecek davranışlar, kurulacak ilişkiler, tutumlar, sistemler vb. ile gerçekleşir.
 
Temel espri; bütün hepsinin Allah'ın yarattığı fıtrat ve bunun bünyesindeki hukuk hükümleri çerçevesinde gerçekleşmesidir.
 
Bencillik tabanlı hiçbir karar, davranış ve ilişki; insan, özü, çevresi ve bunlar arasındaki ilişkilerin çeşitliliği ve karmaşıklığı arasında denge oluşturmak imkanına sahip değildir. Bu nedenle benciller, sadece kendisi eksenli düşünür ve davranırlar. Diğer unsurları, sadece kendi tercihleri doğrultusunda hesaba katarlar.
 
Bencillik; tüketir, bozar ve yıkar. Adalet; üretir ve inşa eder.
 
Bencillik, kendi arzularını gerçekleştirmek isterken bütün varlığın hukukuna aykırı davranmayı içerisinde barındıran bir olgudur.
 
Adaletli davranış; inancın, kararın, davranışın eksenine Allah'ın hükümlerini koymak; ilişkileri bunlarla tesis edip, ihtilafları bunların çerçevesinde ve hakemliğinde çözmekle gerçekleşir.
 
Meşru farklılıklar, hakikat ekseninde, insanların şakilelerinden doğar. Şakile, insanları birbirlerinden farklı kılan; mizaç ve kapasite unsurlarıdır. Bunlar insanların sorumluluk alanlarını ve baremlerini belirlerler. 
 
Tekraren; meşru farklılıklar, temel hükümler çerçevesinde değil; fıtrat hükümlerinin sınırları içerisinde şakile farklılıklarından oluşur.
 
Bunun mümkün olabilmesi için de;
 
Hevaya kulluk edilmediğinden,
Sadece Allah'a kulluk edildiğinden,
Allah'ın hükümleri ile nasıl hayat inşa edileceğinin bilindiğinden,
Allah'ı, kendimizi, hayatı ve ahireti ciddiye aldığımızdan emin olmak gerekmektedir. 
 
İnanç sahipleri ile benciller arasındaki temel farklar;
 
İnanç sahiplerinin, varlık hükümlerini olduğu gibi kabul etmesi ve bunlar çerçevesinde anlamak, karar vermek, davranış sergilemek ve ilişki geliştirmek; samimiyetine, ciddiyetine, çabasına, hazırlığına sahip olması ve gayret göstermesidir.
 
Bu çerçevedeki farklılıkları meşru görür, saygı gösterir ve dikkate alırlar.
 
Bencillerin sabit çerçeveleri; ya bütünüyle fıtrata uygun olmayan, farklı hükümlerden müteşekkildir. Ya da, kendi şakilesini din olarak görmeleridir.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr