Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > BÜYÜK CİNAYETLER
BÜYÜK CİNAYETLER
Bir işadamı Kuzey Afrika Ülkelerinden birisinde akşam, şehrin antik bölümünü gezmeye çıkıyor. Bir dükkanın camında Türk kahvesi yazısını görüyor, içeri giriyor ve bir kahve istiyor.
Burada Türk kahvesinin yapımının da bir seremonisi varmış. Önce, bir tarafı kapalı, diğer tarafı kapaklı bakır bir silindirin içine, iri çekilmiş kahve, sıcak su, biraz tuz ve kekik atılıyor. Daha sonra kapak kapatılıyor ve silindir çalkalanmaya başlıyor. Fakat çalkalanma seansı adeta bir raks gösterisi. Çalkalayan da, silindir kadar çalkalanıyor. Daha sonra bu sıvı, altında ateş yanan dış bükey şekillenmiş, kalaylı bir bakır tepsinin ortasından dökülmeye başlıyor. Bu sıvı buharlar çıkartarak tepsiyi çevreleyen oluka akıyor. Bundan sonra bir başkası kahveyi bu oluktan fincana alıyor.
İşadamı sadece bir yudum tadabiliyor ve bu iğrenç sıvının parasını ödeyip dışarıya çıkıyor.
Kahve dükkânının karşısında, otantik erkek elbisesi satan dükkanın önünde oturan, esmer, kısa beyaz sakallı, fesli adam, fasih bir İstanbul Türkçesi ile seslendi; "böyle buyurun beyefendi." Şaşkınlıkla yürüdü ve dükkanın önündeki küçük tabureye oturdu.
"Neden öfkelendiniz?"
"Bu büyük bir cinayet, Türk kahvesi diye sattıkları iğrenç sıvı, Türk kahvesinin doğasına yapılan bir saldırı."
Fesli adam içeri girdi ve biraz sonra bol köpüklü, enfes bir Türk kahvesi ile çıktı.
" Yaklaşık kırk yıl İstanbulda yaşadım. Üniversitede hocalık yaptım. Şahit olduğum büyük cinayetlerin önlenmesi için mücadele ettim fakat hiçbirşey yapamadım. Emekli oldum, ülkeme döndüm. Her gün karşı dükkanda, Türk kahvesine karşı cinayet işlendiğini görüyorum ve bende günde birkaç defa usulüne uygun Türk kahvesi yaparak kendimce bir cevap veriyorum."
" Siz Türk kahvesinin aslisini ve nasıl pişirileceğini biliyorsunuz, hiç uyarmadınız mı?"
" Denedim ve asla değiştiremeyeceğimi gördüm, vazgeçtim."
" Neden değiştirilemez?"
" Büyük cinayetler genellikle küçük nedenlerle işlenir. Burada yapılan Türk kahvesi isimli ucubenin yapılabilmesi için gerekli silindiri ve tepsiyi yapıp satanlar var. Bunlar para kazanıyorlar. Kahveyi çalkalayanlar ki bunların isminin Türkçedeki karşılığı, "kıvırtmaçlar" var. Kıvırtmaçlar toplumsal bir şöhrete sahipler. Kahveyi tepsiden dökmeden fincana boşaltanların da benzer bir şöhretleri var. Bunlar imal edilmiş birer kültür unsuru. Bir de böyle pişirilen Türk kahvesinin özgün ve çok güzel olduğuna ilişkin oluşturulmuş bir kanaat ve pazar var. İşte bu küçük nedenlerden dolayı Türk kahvesi katlediliyor. Sizin gibi kahvenin fıtratını bilen az sayıda kişi itiraz ediyorlar fakat bu itirazlarda araya getirilip, boğuluyor."
" Peki siz hangi büyük cinayetlere şahit oldunuz da Türkiye'den döndünüz?"
" Benim şahit olduğum ve karşısında çaresiz kaldığım cinayetler gerçekten çok büyük ve cinayetin de ötesinde."
Allah, Kitabında şöyle buyuruyor.
Rum suresi. 30 - "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."
" Yani hayatını yaratılış özelliklerine göre inşa et ve yaşa diyor.
Allah nezdinde din, hayatının mahiyetini, yaratılış özelliklerine göre inşa edip, yaşamanı sağlayan bir olgudur diyor.
Din, inşa ederken ve yaşarken hayatın mahiyetini belirleyen bir fonksiyona sahiptir diyor.
İnsanların çoğunluğu da, Allah'ın, dine yüklediği bu anlamı ve fonksiyonu yok sayarak; zanlarından oluşturdukları bir din anlayışı çerçevesinde; ne hayata dokunan, ne de insan fıtratını dikkate alan bir içerik ve fonksiyona sahip, deve mi, kuş mu belli olmayan bir din anlayışını ölesiye savunuyor.
Bu büyük ötesi bir cinayet. Çünkü, fıtratına uygun olmayan bir din anlayışının itminanı oluşturmak ihtimali yok. Bu nedenle itminanın hakikati hususunda hiçbir fikir sahibi olmadan ölen çok fazla insan var. İtminan gerçekleşmeyince, rıza da tahakkuk etmiyor. Rıza tahakkuk etmeyince, Allah'ın kulları arasına girebilmekte mümkün olmuyor. Bu olmayınca da, cennete dahil olunamıyor. Tümüne bakarsak, hayatın yeryüzü bölümünün anlamı gerçekleşmiyor ve imtihan kaybediliyor.
Söyle bana, hayatın bütününü kaybetmekten daha büyük cürüm, cinayet işlenebilir mi ?
Bu büyük cinayet de, küçücük nedenlerle işlenmektedir. İnsanların dinin, hayatın hakikatine kulak kapamaları genellikle hakikat diye aldandıkları küçücük basit şeyleri elde etmek hırsları veya kaybetmek korkularından geliyor.
İtminan, nefsin, hakikat üzerinde tatmin bulup, süfli taleplerinden vazgeçmesi halidir. Buraya kadar insanlar, ham benlikleri ve bencillikleri mertebesinden bakarlar, algılarlar, anlarlar ve isterler. Yani ham benlik mertebesinde insanların, hakikati bilmek ve bu çerçevede istemek talepleri olamaz. Çünkü bütün perspektifi, ben'in istekleri oluşturmuştur ve her şey bunun filtresinden geçirilir.
Bu nedenle, dinin hakikatine uygun bir içerik ve fonksiyona sahip olan bir dini anlamaya çalışmak talebi çoğunlukla oluşmaz. Zira hakikatine uygun din, nefsi ham benlikten, itminan mertebesine çıkartmayı teklif etmekte ve yolunu göstermektedir. Oysaki ham benlik, itminan mertebesinin yükseklik ve nimetlerinden bihaber olduğu için, bunları kendi süfli, azıcık değeri olan keyifleri karşısında yok saymakta ve talep etmemektedir.
Halbuki ancak itminanın sağladığı çekim ve talep gücü hakiki rızayı, kulluğu ve cenneti anlayıp, elde etmeye imkan sağlamaktadır.
Büyük cinayete neden olan küçük nedenlerin, buradan bakılınca hakikaten ne kadar küçük olduğu görülmektedir.
Farkında olmadan, var gücüyle dinin hakikatine karşı mücadele edip, bunu din mücadelesiymiş gibi pazarlamaya çalışanlar; aslında onları motive eden nedenleri, bir gün hakikati ile fark edince büyük pişmanlıklar yaşayacaklardır.
İnsanların savunduğu fikrin, yazdığı yazının, mensup olduğu topluluğun ona sağladığı; sosyal aidiyet, birazcık şöhret, azıcık sahte destek ya da ekonomik çıkar ve benzeri faktörlerin, motive eden kök sebep olup olmadığı; ancak içinde bulunduğu halin perspektifinden daha yüksek bir mertebeden bakmasıyla mümkün olabilecektir. Çünkü mevcut bakış açısını ve meşruiyetlerini oluşturan hal, baktığı yükseklik ve pencereden oluşmuştur. Aynı yerden bakınca başka bir şey görmek mümkün olmayacaktır. Bu çelişkiyi aşabilmek de ancak, ham benliğin arzularını aşıp, hakikate taraf olmak talep ve samimiyeti ile mümkün olabilir. Zira Allah'ın bu samimiyeti karşılıksız bırakmayacağı umulur. Bunu yapabilmek için de insanların; ham benliğin, halini meşrulaştırıp, arzularını gerçekleştirmek için imal ettiği sahte kavramlar, yaklaşımlar, mertebeler ve usullerin ötesini var sayması, araması ve ciddiye alması gerekmektedir."
Türk Kahvesinin fıtratına aykırı yapılmasını büyük cinayet olarak niteleyen adam, büyük cinayetin hakikati karşısında, fıtratına uygun yapılmış Türk kahvesini içmeden kalktı.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr