Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > CENNETİ İNŞA ADERKEN
CENNETİ İNŞA EDERKEN 
 
Uykuda mıydı? Uyanık mı? Yakazada mı?
 
Ne önemi var ki? Önemli olan hissedip, anlayabildikleriydi. Zira beyninden yeyip, sadece birazını hayal etmeye çalıştıklarını anlamasına imkan sağlayacak bir şeyler hissetmeye başlamıştı.
 
Mesele, o mağazada, o elbiseyi almaktan vazgeçmesiyle; "buna ihtiyacım yok, sadece nefsim istiyor diye almam" demesiyle başladı. O elbise için harcayacağı parayı, o sabah metroda; "her gün kahvaltı etmek için birisini buluyor ve ona misafir oluyorum. Bazen bütün gün yediğim tek yemek bu oluyor" diye yanındaki arkadaşına anlatırken kulak misafiri olduğu kıza verdi. Kızın konuşmasını işitince midesine bir şey oturmuş ve gayrı iradi olarak kaldığı eve kadar takip etmişti, gizliden.
 
Bu kız, muhtemelen kendisi gibi düşünüp, inanmıyordu fakat insandı ve aç kalmayı hak etmiyordu.
 
Artık hiç bir şeyin eskisi gibi kalmak ihtimali kalmadı sanki.
 
Artık kendisini, ihtiyaçlarından fazlasını paylaşmaktan alıkoyamıyordu.
 
Uzun saatler uyuyamıyordu. Uyanıp ta, dinlenmiş olduğunu hissedince hemen yataktan çıkıyor, artan iki saatinde komşunun kapısını çalıp, "ikram edecek bir çayın var mı?" diye soruyordu. Artık bu iki saat, komşuyla bir ilişki inşa etmenin sermayesi olarak kullanılıyordu.
 
Duygularını, kendisine acıyıp, yakınarak israf etmeye ihtiyaç duymuyor; merhamet, şefkat, ilgi formunda, diğerleri ile paylaşmayı tercih ediyordu.
 
Elbise parasını paylaştığı kız da, kendisi gibi inanmayanlara karşı, zannına dayalı düşmanlığından ve kendisinden vazgeçmekten vazgeçti. 
 
Mağazalar, ihtiyaca binaen giyilmeyecek fakat adam yerine konulabilmek için satın alınacak elbiseleri satmak tuzağının aracısı olmak imkanını kaybetmeye başladı. Zira deneme kabinlerinde, paylaşmak ve iyilik, nefsin zaafına galip gelmeye başlamıştı.
 
İyilikler, zanlardan oluşan çatışma ve düşmanlık perdelerini parçalıyor ve arkadaki gerçeğin görülmesine imkan sağlıyorlardı.
 
Binasını, aldatmak, çatışma ve düşmanlık üzerine kuranlar sürekli olarak depremler ve artçıları ile sarsılıp duruyorlardı.
 
Elbise satan mağazanın sahipleri, ihtiyacın üstündeki talepleri elde edemez duruma gelince, kendileri de ihtiyaç düzeyinde yaşamaya karar verdiler. Bu da, olmayan ticaretten semiren gökdelen ehlinin sadece hizmet ücretleri ile iktifa etmesini zorunlu kılınca, gökdelenler de ihtiyaç dışı kalıp, tüm fonksiyon ve etkilerini kaybetmeye başladılar.
 
İhtiyacı azalmaya başladıkça, verdikleri arttı; verdikleri arttıkça, kalbi arınıp, yükleri de azalmaya başladı. Kalp arındıkça, iman kemal bulmaya başladı. İmanın kemali ile birlikte, Rabbe teslimiyet ve güven çoğaldı. Bununla birlikte korku ve endişe azaldı. Sonucunda Allah'a verdiği ahdin gereğini yerine getirmeye başladı ve cesaret arttı.
 
Zincirleme reaksiyon oluyordu ve hayatının kimyası değişiyordu. Hızla "adam gibi adama" dönüşüyordu.
 
Bu dönüşümün şahitliği çevrede de reaksiyon başlatıyordu.
 
Paylaşmak, aşılayıcı bir inşa bakterisi gibi görev yapıyordu. Her paylaşım yeni bir sürecin başlatıcısı oluyor ve bu durum da organik bir inşa sürecini ortaya çıkartıyordu.
 
Derken bir haberde başka bir semtten geldi.
 
Yirmi yaşında bir genç, kiracısına zulüm eden babasının aleyhine şahitlik etmiş ve babasına hakkı ve adaleti tavsiye etmişti.
 
Şahitlik edenlerin ifadelerine göre, yukarıdaki örnektekine benzer bir zincirleme reaksiyon bu olayda da görülmekteydi.
 
Adil şahitliğin genç üzerinde oluşturduğu zincirleme reaksiyon, gencin yeniden inşasını sağlarken; gencin şahitliği de, bulundukları ortamın durgun suyuna bir taş atmış ve sudaki dalgalar, yarı çapı artarak büyüyüp, çoğalmaktaydı.
 
Haberler çoğalarak gelmeye devam etmekteydi.
 
Bir büyük patlama da, azgınlık ve zalimlik eden bir "kudretliye" iyiliği emredip, zalimlikten vazgeçmesini telkin eden bir kadın tarafından gerçekleştirilmişti. Bunun oluşturduğu zincirleme reaksiyondan, adeta yeni bir evren oluşmaktaydı.
 
Bunların dalgalarının kesişimlerinin oluşturduğu desenler, içlerinde, adeta yeni bir hayatı inşa etmek imkanını taşıyorlardı.
 
Bu sürece en çok, bu hallerin aleni düşmanları kızmıyorlardı. Zira onların, bu etkilerin oluşturabilecekleri dünyaya ilişkin net bir fikirleri yoktu ve bunları düşük profilli insanlar ve olaylar cinsinden görüyorlardı.
 
Fakat, her vadide şaşkınca dolaşıp, yapmayacakları şeyleri, diğer şaşkınlara anlatanlar bu haberlere çok kızıyorlardı. Bunları, romantik ütopyalar ve cahil masalları olarak yaftalıyorlardı.
 
Bunun nedeni ise, teke indiremedikleri hayatlarının dualizminde; fiilen yaşadıklarının karşısında, ikili hayatın ikincisi olarak, inandıklarını konuşarak tesis edebilecekleri düşüncelerine münafi bir yaklaşımın ortaya çıkardıklarından duydukları rahatsızlık olmuştu.
 
Bunun nedeni; somut ve doğru bir işten başlayan zincirleme reaksiyonların kesişimlerinden oluşan inşa sürecinin, müthiş bir yüzleşme referansı olması ve bunun; hayatı teke indirerek, fıtri olarak inşa etmek potansiyelini ortaya çıkartmasıydı.
 
Zira onlar, hakikatle yüzleşmekten, sorumluluk almaktan ve küçük standartları riske etmekten korkutulmaktaydılar. Aslında onlara, kabul ettikleri hayat biçimini eleştiriyormuş ve fıtrisini inşa etmeyi istiyormuş gibi yapmak, doğruymuş gibi geliyordu.
 
Fakat bu süreç kendilerine yol ve usul arayan büyükçe bir kitle için de bir rehberlik ve şahitlik tezahürü olarak rol oynadı. 
 
Hakikatin sadeliği karşısında bir an şaşkınlığa uğrasalar da, fıtrî olanın kolaylığını hatırlamaktan büyük memnuniyet içerisindeydiler.
 
Hayatı parçalayıp, iki bölümde yaşamaya mecbur bırakan şeytan aldatması; hayatın yaşanılan bölümünün, inanılan kısmınca inşa edilerek, teke indirilmesiyle ortadan kalkmış, itminan oluşmuştu.
 
Hayat varlık nedenini tahakkuk ettirmiş; kendisini inşa etmeyen, fonksiyonsuz bilgi süreçlerinden kurtulmuş; ahsenü amel kıvamındaki yaşayışıyla yeniden inşa olmaya başlamıştı.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr