Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > DİYEBİLDİĞİMİZ AN...
DİYEBİLDİĞİMİZ AN...
 
Biz İslam'ı; "manevi ihtiyaçlarımız giderilsin", sosyolojik bir kimliğe sahip olalım diye seçmedik.
 
Biz İslam'ı; 
 
Karar ve davranışlarımızı, yaratılış özelliklerimize göre gerçekleştirebilmek; 
 
Hayatımızı, anlamı üzerinde yaşamak ve inşa etmek;
 
Varoluşumuza, hayatın anlamına, amaç ve hedeflerimize, hakikate, ilişkilerimize, tutarlılığa, ne yapacağımıza, nasıl yapacağımıza ve cevap aradığımız diğer sorulara; doğru, etkin, çelişkisiz, doyurucu cevaplar bulabilmek;
 
Umutlu, güvenli, mutlu, huzurlu, güçlü olabilmek;
 
Adaleti kesintisiz gerçekleştirmek;
 
Bozmamak, inşa etmek;
 
Özgür ve özne olabilmek;
 
Zihinde, ruhta, çevrede, ilişkilerde çatışma yaşamamak, barışa ulaşmak;
 
Zulme uğramamak ve karşı koymak;
 
İsraf etmemek, üretmek;
 
Uyanık ve farkında olmak;
 
Saygın olmak;
 
Olgun olmak;
 
Bencil olmamak;
 
Paylaşabilmek;
 
Doğal sorumluluklarımızı yerine getirebilmek;
 
Bunalımlara, çaresizliklere, zaaflara düşmemek, düşünce de yerde kalmamak, hemen kalkabilmek;
 
Kısaca hayatımızın her alanında ve anında, bütüncül olarak tatmin içerisinde olabilmek; 
 
Adaletin, hakikatin, hikmetin esas olduğu bir hayatı inşa edebilmek;
 
Ve bunları sağlayacak anlamları, ilkeleri, sınırları, değerleri, ölçüleri, hukuku, sistemleri, ilişkileri, gücü, farkındalığı, inancı, imkanları, kaynakları, kararlılık ve sabrı, bakış açısını, yaklaşım biçimlerini, düşünce tarzını, perspektifi ve usulleri sağladığı için seçtik.
 
Bunu da sadece İslam dini sağlayabileceği için seçtik.
 
Allah'ın, bu boyutu, alemler içre alemler yani iç-içe sistemler olarak yarattığı hakikatini gördük.
 
Bütün sistemlerin; fıtratından başlayarak, yaratılışın tekrarlanmasına kadar bütün "yaratılış aşamalarının" Allah tarafından, kesintisiz olarak gerçekleştirildiğini;
 
Bizim de yeryüzündeki sürecimizi ancak bundan mülhem bir halle gerçekleştirebileceğimizi;
 
Bütün âlemlerin sahipliğinin ve yönetiminin ve bütün gücün sadece Rabbe ait olduğunu bildik.
 
Öylesine bildik ki; şeksiz, şüphesiz bir inançla; kamil bir bilinç ve farkındalıkla; bir hayranlık ve teslimiyetle; halimizi, haddimizi ve pozisyonumuzu izhar, duygularımızı ve bağlılığımızı ikrar ettik ve dedik ki; "Alemlerin Rabbine hamd olsun." Zira bildik ki, kulun, Rabbi karşısında duruşunun remzi, esası; Rabbini bilmek ve O'na hamd makamında olabilmektir.
 
Rabbimize hamd, bizim hayattaki duruş referansımızı da belirledi. Zira insanın, varlığın ve hayatın hakikatine uygun bir yaşam inşa etmek ve yaşayabilmenin lazım şartı, Rabbe hamd etmenin bütün anlamlarını içeren bir referans üzerinde durabilmektir. Hamd, dille tekrarlanan bir söz değildir, aktif bir bilinç ve haldir.
 
Yani yeryüzünde; adil, varoluş anlam ve hakikatine uygun ve hikmet çerçevesinde bir hayatı kurup, sürdürebilmenin; bütün insanlar için, başlangıcı ve zorunlu koşulu; bütün fıtri anlamları ile Rabbe hamd etmektir.
 
Yeryüzünde hiçbir insan ve kurumun; Allah'ın, âlemlerin Rabbi olduğunu bilip, ikrar etmeden ve dahi Allah'a hamd etmeden başladığı ve bu makamda daimi olarak durmadığı hiçbir iş veya süreç; adaleti, hikmeti, bütüncüllüğü ve hakikati gerçekleştiremez. Sürdürülebilir olamaz. Bozar, yıkar, istismar eder. Barışı tesis edemez, çatışma çıkartır.
 
Diyebildiğimiz an...

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr