Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ
DÖNÜLMEZ AKŞAMIN UFKUNDAYIZ
 
Vakit henüz çok geç değil. 
 
Görece olarak; son nefes verilene, özgürlük tamamen kaybedilene, hareket edemeyecek duruma gelene, beka yitirilene, Allah'ın rahmetinden mahrum bırakılana kadar vakit var.
 
Bunların kesin zamanı belli olmasa da, oluş özellikleri, sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde fikir sahibi olmak mümkündür.
 
Bir ajitasyon, duygu manipülasyonu yapmıyorum, zira bunların, insan-insan ilişkilerinin hukukuna göre yanlış olduğunu biliyorum. Ancak sürekli kendime hatırlatırken, bazen de bu hatırlatmayı, kamunun da duyabileceği tonda, biçimde, usulle de yapıyorum.
 
Bu hatırlatmaları anlamsız ve gereksiz bulan, dinlemeyen, önemsemeyen büyük kitlelerin bu hallerinin nedenleri üzerinde epeyce düşünmüşümdür. Neden, birileri için büyük önem taşıyan, korkutan, endişelendiren bazı şeyler, diğerleri için bu etkiyi oluşturmaz?
 
Neden, bazıları için hayatını, sahip olduklarını feda edecek kadar, ulaşılması, elde edilmesi önemli olan şeyler, bazıları için hiç mesabesindedir?
 
Üstelik, aynı ülkeyi, şehri, mektebi, evi, yatağı paylaşıyorken bile.
 
Elbette bu farklılıkların, göreceliklerin nedeni, bu hususları merak edenler, araştıranlar için muamma değildir. Karar ve davranışlara esas olan durumlara yüklenilen anlamlar; bunun gerçekleştirilmesi için gereken ilkeler, sınırlar, değerler, ölçüler, hukuk, sistem vs. görecelikleri belirleyen unsurlardır. 
 
Bunların sistemik ismi olan "dini bilgi", bunun alındığı mercii, bilginin elde ediliş usulüne göre; kültür, gelenek, medeniyet, eğitim ya da yönetim biçimleri gibi unsurlar da, göreceliklerin oluşmasını belirleyen nedenler arasında sayılabilirler.
 
Aradaki farkı belirleyen temel unsurun " farkında olmak" olduğu ortaya çıkıyor. Zira genellikle insanlar, farkında oldukları hususlarda ve alanlarda, talep geliştirip, çaba gösteriyorlar. Umursamadıkları hususların çoğunlukla farkında olmadıkları olduğu görülüyor. Çoğu zaman inandıkları, taraf oldukları, sahiplendikleri iddialarına rağmen. Farkında olamadıkları hususlarda, hayra ermekte sorun yaşadıkları gibi, hayra engel olabiliyorlar ve bunun da farkında olmuyorlar.
 
Bu anlaşılıyor da, şöyle bir sorunun sorulmasına da engel olmuyor. Acaba görece anlayış ve davranış biçimlerine sahip olanlar, görece tercihlerinin süreçlerinde ve sonunda mutlaka olumlu durumlar içerisinde yaşarlar ve olumlu sonuçlara ulaşırlar mı? Ya da başka bir biçimde soralım; insanların bütününü etkileyen, ilzam eden, süreçte ve sonuçta olumlu tesirlerini oluşturan; eğer bu çerçeve de yaşanmazsa, süreçte ve sonuçta olumsuz etkiler meydana getiren; görece olmayan unsurlar var mıdır?
 
Mesela, bütün insanlar için, süreçte ve sonuçta olumlu etkiler oluşturan, nihai ve tek hedef olan; aynı anlam, içerik ve mahiyete sahip bir kavram olabilir mi?
 
Mesela, bütün insanlar için bu kavram çerçevesinde oluşturulmuş nihai ve güncel amaç ve hedeflerin gerçekleşmesini mümkün kılacak, tek ve ortak; çekirdek anlam cümleleri, ilkeler, ölçüler, öncelikler, sınırlar, kriterler, hukuk, sistem, ilişkiler vs. olabilir mi? Yoksa herşey izafi midir? Ya da bu mutlaklar varsa, meşru izafiler nelerdir?
 
Bunları fonksiyonsuz, pratiksiz; felsefi, teorik, retorik mahiyetli sorular olarak değerlendirmeyin. Zira, bilgisiz-ameli erdem görüp, savunan; amelsiz-bilgiyi erdem ve üstünlük gibi görüp, tüketenlerle aynı tuzağa ve çukura düşmüş kişilerle herkes karşılaşmıştır. Bunlara, işin esasına, özüne ya da bütününe dair bilgi sunulunca; " teorik, felsefi konuşma, bize pratik şeyler söyle" diye itiraz ederler. Oysaki bu itirazları onları, belki de düşmanlarının ürettiği ya da lehlerine olmayan bilgilerle karar alıp, davranış sergilemeye mecbur bırakmaktadır. 
 
Yukarıdaki soruya cevap bulmak için küçük yaştaki çocuklara bakmak gerekecektir.
 
Bunlar için yapılmış bir oyuncak vardır. Üzerinde farklı geometrik şekillerde açılmış oyuklar ve bu oyuklarla aynı şekilde parçalar vardır. Çocuklar, hangi parçanın, hangi oyuğa ait olduğunu bulmak için çabalarlar. Eğer doğru oyuğu, doğru parça ile eşleştirebilirlerse, parçayı içine düşürmeyi başarırlar. Bu durumda bir tatmin oluşur. Hem başarmışlar, hem sevinmişler, hem öğrenmişler, hem gelişimlerine katkı sağlanmış, hem de takdir ve taltif görmüşlerdir.
 
Eşleştirmeyi beceremeyen, yapamayan çocuklarsa; farklı biçimdeki parçayı, farklı oyuğa zorla sokmaya çalışırlar. Öfkelenirler, mutsuz olurlar, oyuncağı tahrip ederler, ebeveyni endişelendirirler, oyuncağı atarak, etrafı tahrip ederler.
 
Bu oyun ölene kadar böyle devam eder.
 
Ortada bir durum, olgu, oluş, ilişki vardır. Bunu oluşturan unsurlar vardır. Karar ve davranışları gerçekleştirecek ve buna muhatap ve maruz kalacak olan insanlar vardır.
 
Eğer davranışı gerçekleştiren insan; kendisinin, durumun ve maruz kalanların fıtratlarına/varlık özelliklerine uygun davranabilirse, kendisi ve diğer unsurların hepsi tatmin içerisindedirler. Eğer bunu başaramazsa, kendisi ve diğer bütün unsurlar zarar görür, yıpranır ve çatışma başlar.
 
Aslında çocukken oynanan oyunla, büyüklerin ki arasında, temelde bir fark yoktur. Farklılaşan, bu çocuğun artık; eş, anne-baba, yönetici, akademisyen, işadamı, sanatçı vs. olmuş olmasıdır. Değişen, oyunun etkilerinin, daha güçlü ve geniş sahada olmasıdır. Değişen, çocuk bu oyunu oynarken daha hayatın başında ve hayatı öğrenmek maksadı ile oynarken; yetişkinlerin oyunlarını fıtrata uygun oynayamamaları durumunda, büyük bedeller ödemeleri, ödetmeleri ve hızla zamanlarının tükeniyor olmalarıdır.
 
Hangi pozisyonda, durumda, koşulda olunursa olunsun, şu iki gerçeğin hatırlanmasında fayda vardır.
 
Dönülmez akşamın ufkundayız,
Lâkin vakit çok geç değil. 

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr