Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > GEÇİŞ PSİKOLOJİSİ

GEÇİŞ PSİKOLOJİSİ

Kritik bir geçiş sürecinde olunduğu muhakkak. Bu sürecin sonunda başka bir dünya, ilişkiler, sistemler ve belki de yaşam biçimi ortaya çıkabilir.

Süreci planlayanlar, bunu okuyabilenler ve rol alanlar, durumun böyle olacağını zaten ifade etmekteler.

Ancak bu hallerde izafi okumalar yapmak zorunludur.

Herkes durumu; bulunduğu referans noktasından, bakış açısından ve anlayış derinliğinden okur, değerlendirir ve tutum alır.

Referans noktalarını; hayatı ve durumları anlamlandıran, mahiyeti belirleyen bilgiler yani "dini bilgiler" oluşturmaktadır.

Her ne kadar, mevcuttaki bilgi teorilerinde böyle fonksiyona sahip bir bilgi türü kabul edilmese de veya din olgusuna böyle bir fonksiyon yüklenmese de; bu gerçeğin, hakikat çizgisinde yürüyüşün lazım şartı olduğu, derin ve temiz akıl sahiplerince anlaşılacaktır.

Bakış açılarını ve derinliklerini de, dini bilgi çerçevesinde inşa edilen; bilgi teorisi, perspektif ve dinamik doktrin oluşturacaktır.

Bu kritik aşamada Müslümanların da özgün bakış açıları, anlama ve algılama biçimleri ve tutumları olmak zorundadır. Ancak bu yazıda bunlarla ilgili değil, buna ilişkin sahip olunan ve olunması gereken psikoloji
çerçevesinde birkaç hususa değineceğim.

Öncelikle bir tespit yapalım ve asıl meseleye geçelim.

Halihazırda, olanları kendi referans noktamızdan, özgün bilgi sistemi, perspektif ve güncel doktrin çerçevesinden okuyabilecek bir alt yapıya, yetkinliğe ve hazırlığa sahip değiliz.

Geçiş dönemi zorlukları ve sıkıntıları; bu durumun gerçekliğini, yoksunluğu, risklerini ve zaruretini anlamayı sağlayacak bir yüzleşme ve tefekkür fırsatı sağlarsa, bizim adımıza bir kazanç olacaktır.

Bu yüzleşme ve tefekkürün muhatabı, topyekûn ve homojen bir kitle değildir. Kendini Müslüman olarak nitelendiren insanların; farklı bakış açıları ve yaklaşım biçimleri; farklı algılama ve anlayış derinlikleri ve düzeyleri; farklı sorumluluk alanları ve mertebeleri söz konusudur.

Ancak din olgusunun sahih fonksiyonlarını ve fıtratını anlayıp, bilmek; kendini Müslüman olarak tarif edenlerin ortak sorunu ve sorumluluğudur.

Bu kırılım döneminin henüz başlangıcında; mevcut din kavramı anlayışlarının; hali kavrayıp, anlamak için ne kadar az iş gördüğü ile yüzleşmek, şu andaki imtihanın hikmetlerinden birisi olmalıdır.

Eğer tefekkür ve muhasebe etmeksizin, bir dümur durumu içerisinde, sürecin pasif nesneleri olmak kabulü ile, propagandistlerin çizdiği çerçevede, magazinel düzeyden okumayla iktifa edilirse; yeni dönemin aldanmış edilgenleri olarak devam etmek ihtimali yüksek olacaktır.

Bu durum "imtihanı kaybetmişlik" olarak ifadelendirilebilir.

Ulul el bab potansiyeline sahip olanların ise bu dönemde artık "bizden olan emir sahipleri" vasfını kazanabilmeleri için; büründükleri örtülerinden sıyrılmalarının zamanı gelmiş ve zemini oluşmaktadır.

Bunlar iki sorumlulukla karşı karşıyadırlar.

Birincisi, sahih bir İslam anlayışı ve perspektifi üzerinden, Allah'ın ihsanıyla açması beklenilen alanlarda yer almak sorumluluğunun deruhte edilmesi mecburiyetine binaen üzerlerinde bulunan yük icabıdır.

Diğeri ise, yeni dünyanın ilişki ve mücadele derinliği ve karışıklığını sadece onların anlayıp, karşılayabilmek imkanıdır.

Zira geniş kitleler ancak onların şahitliği çerçevesinde sahih algı ve yön tayinine sahip olabileceklerdir.

Elbette, sanki sahih bir dünyanın içerisinde yaşarken; bazı yamuklukların ve sorunların eleştiri veya çözümüne yönelik ahkam kesip, şık laflar etmeyi çok önemseyip, böyle bir ekolün devamına katkı sağlayanlardan, duruşlarını bozmayanlar da olacaktır.

Bunlara, sanki her sorun hallolmuş da geriye bizlere, İslami terminolojili romantik fantezilerle iştigal kalmış gibi davranan, yazıp, konuşanları da ekleyebiliriz.

Bu psikolojiye sahip olanlar için temel hatırlatma, nefsin zaaf ve zayıflıkları üzerinde derin tefekkürün zarureti üzerinde olacaktır. Zira bunların bir çoğunun çıplak hakikati anlayıp, sorumluluk yüklenecek potansiyelleri göze çarpmaktadır. Şartlar değişti, bunu fırsat günleri olarak görmek lazım.

Allah'ın bildirdiğine göre; bütün durumlar, etkiler, imtihanlar ve koşullar karşısında bile, halini hakka tebdil etmemek için çaba gösterenler ve cari bakış ve duruşlarında ısrar edenler de olacaktır. Hesapları Allah'a karşıdır ve Rabbim hepimize hidayet etsin.

Demem o ki;

Her değişen koşul, yeni bir muhasebenin ve yeni bir tutum almanın habercisidir.

Bunun derinliği bazen asla taallûk eder ve temelden bir sorgulama ve sahihleşmeyi işaret eder. Bazen de, varolan sahih perspektif ve çerçeveden, yeni durumu okuyup, yeni bir tutuma sahip olmayı.

İçinde bulunduğumuz durum her ikisini de mecbur kılıyor.

Sabit ve değişmeyecek olan, insanın fıtratı ve buna ilişkin Kitabı ile gönderdiği bilgilerdir.

Bunların eksen alınıp, yeni durumun ortaya çıkartacağı, yeni algı biçimi, derinliği, duyguları ve psikolojisi çerçevesinde; bu kırılım dönemini, hikmetine mütenasip bir önem ve usulle ele alıp, bu süreçten, kaybedenlerden olarak çıkmamak lazımdır.


Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr