Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > GÖZYAŞI

GÖZYAŞI 

 

Mensup olduğu dinin çerçevesinde nasıl bir hayat inşa edip, yaşamak istediğinin hayalini kuramayan ve tasavvuruna sahip olamayan; içine sokulduğu kabın biçimini alıp, bunu yeşile boyamak gayretine mücadele, takva diyen yüz milyonlar için gözyaşı dökmenin bir anlamı vardır.

 

Meşru anlamını üretip, hayata dönüştüremeyen; cari halinin anlamını meşrulaştırmak için cansiperane çabalayan; "hey dur, bir düşün" diyenleri de sanki fitne çıkartıyormuş, lüzumsuzluk ediyormuş gibi görenler için de gözyaşı dökmek merhamettendir.

 

Sevgiyi, adaleti, anlamı, itminanı, huzuru, mutluluğu, fıtratı üzerinden bilemeden, tadamadan (üstelikte bunların manifestosunu yazmak potansiyeline sahip bulunmak ve insanlara örnek olmak görevlerine rağmen) ölüp gidenler için gözyaşı dökmek insan olmanın gereğidir. 

 

Allah'ın çizdiği özgürlük sınırlarının ve anlamının hiç farkına varmayıp, halini özgürlük sananlara gözyaşı dökmek belki de dua niyetinedir.

 

İdeolojileri, ekolleri, gelenekleri, öğretileri, izafi tarafgirliklerini eksene alıp, din yerine koyup ve bunun farkında olmayanlara; "din Kitaptadır, eksene bunu koyup, hali buna göre muhasebe edip, hayatı bu bilgiler çerçevesinde sürekli inşa etmek lazımdır" denilince, sanki hakikatten başka bir şeye davet ediliyormuş gibi panikleyip, öfkelenenler için kızmayıp, gözyaşı dökmek kemalattandır.

 

Allah ve yarattığı hakikat ile kendi aramızda, tabiatına aykırı tariflerin, çerçevelerin, sınırların, sahteliklerin perde olduğu; bizim, hakikatin lezzetini tatmamıza, kendisini bilmemize engel kıldığımız kabullerimiz, tercihlerimiz ve hallerimiz için gözyaşı dökmek; hem imanın, hem de tevbe edebilmenin ve tevbelerin kabulünün gereğidir Allah-u alem. 

 

Gözyaşı dökmek kıvamında belki kaskatı gönüller yumuşayıp, tortulu zihinler latifleşip, yabancılaştığımız ya da bir çok tarafıyla hiç tanışmadığımız fıtratla buluşmak imkanı doğabilir.

 

Zira fıtrat üzere olanlar; 

 

İtminanın hasını bilirler ve daha azına razı olamazlar.

Sevginin ve rahmetin denizinde, asla kuraklık ve çoraklık nedir bilmezler.

Mahza anlam üzerinde yaşadıkları için mahzun, mutsuz ve boşlukta olmazlar. 

Allah'ı bildikleri için yanlızlık, yoksunluk ve korku çekmezler.

Sadece Allah'tan istemek kıvamına muttali oldukları için asla kimseden değer, sevgi, ilgi ve hiçbir şey dilenmezler.

Aşağılık ve büyüklük kompleksleri olmaz, zira hadlerini bilirler.

Sadece Allah'a kulluk ettikleri için özgürlüğün hakikisi içerisinde yaşarlar, özgürlükten korkmazlar ve Allah'ın özgür yarattıklarına, fıtri hukuklarına uygun muamele ederler.

Zulmetmezler ve zulme uğramaya razı olmazlar.

 

Eğer yaşadığımız ve çevreden müşahade ettiğimiz hayatın halleri bu kıvamı yansıtıyorsa, bunlara sahip olmayanlar için gözyaşı dökmek merhametin gereğidir.

 

Yok eğer bu bizim halimizi ifade etmiyorsa, gözyaşı dökmek imanın ve samimiyetin gereğidir. Zira daimi çorak halde bulunan zeminde, bu halin mutlak olmadığını anlamak, ancak ıslanıp, yeşermeye başlaması durumu ile yüzleşilmesi sonucunda mümkün olabilir. 

 

Eğer bu halle yüzleşmek, duygulanıp, endişelenmek, tefekkür edip, istemek hisleri oluşmamışsa; bunu bir "hale rıza" ya da kesif bir çorak zihin/kalp durumu gibi görmek lazımdır. Muhtemelen Kitabın inşa etmediği zihin ve gönüllerin kabullerinin sonucudur. 

 

Zira fıtratına uygun yaşamanın bütün yükseklikleri, derinlikleri, tatminleri ve lezzetlerini tanıtıp, tattıracak anlamlar ve teklifler Kitapta mevcuttur.


Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr