Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > HAK MESELESİ
HAK MESELESİ
 
Borçlu insanların üzerlerine büyük bir baskı unsuru olarak (kul hakkı) tarif edilmek suretiyle, toplumlar nezdinde ağırlıklı anlam buldurulan hak kavramı, modern zamanlarda; insan hakları, hayvan hakları, kadın hakları gibi yeni tariflerle de gündeme sokuldu.
 
Birincisi, neredeyse her vaazda; "Allah'ın karşısına kul hakkı ile çıkmayın" (oysaki Allah Kitapta, affetmeyeceği günahın şirk olduğunu söylemektedir) hatırlatması ile gündemde tutulurken; diğerinde, dernek ve vakıflar kurarak, indirgenmiş hak anlayışının gündem olmasına katkıda bulunulmaktadır.
 
Hak kavramı üzerinde, yeryüzünde en fazla konuşmak hak ve ehliyetine sahip olması gereken Müslümanların, insanlığın, bu kavramın en kâmil halini öğrenecekleri mufassal bir manifesto yayınlamamış olmaları, insanlık için büyük bir kayıp olsa gerektir.
 
Yerleri, gökleri ve arasındakileri hak üzere yaratan bir Rabba kulluk eden ümmetin, hak kavramına dair derin bir kavrayışa sahip olması zorunludur.
 
Hak kavramını iki bağlamda anlamak durumundayız.
 
Birincisi, yaratılışın hakikatı yani fıtratı; diğeri ise fıtratla yaratılmışlara verilmiş haklar.
 
Fıtrat, insanı ve ilişkide bulunduğu bütün yaratılmışları ilzam eden, varlık nedenlerini ve bu nedeni gerçekleştirebilmeleri için belirlenmiş hükümleri kapsayan bir kavramdır. Bu nedenle fıtrat, insanın bütün karar, davranış, ilişki ve tasarruflarının nedenini, mahiyetini ve sınırlarını belirler. Bu sayede Allah'ın hak üzere yarattıkları üzerinde tasarruf da hak üzere gerçekleşmiş olur.
 
Fıtratla belirlenmiş olan temel hakların en önemlileri olarak;
 
• Fıtratın belirlediği varlık nedeninin özgürce gerçekleştirilmesi,
• Bunun gerçekleştirilmesini mümkün kılacak; anlamların, ilkelerin, sınırların, değerlerin, ölçülerin, kök ilişkilerin ve diğer çekirdek hükümlerin muhafazası ve özgürce kullanılabilmesi,
• Başlangıçta verilen ve bununla yeniden üretilebilecek kaynakların, varlık nedenini gerçekleştirmek için özgürce kullanılabilmesinin ve muhafaza edilmesinin sağlanması,
• Fıtratla belirlenmiş kök ilişkilere müdahale edilmemesi,
• Fıtratla verilmiş sistem ve mekanizmaların korunması, haksız müdahale ve ilişkilerden sakınılması,
• Tüm ilişki ve tasarruflarda, fıtratla belirlenmiş varlık nedeninin eksen alınması,
• Fıtratla belirlenmiş temel anlam ve değerlere saygı gösterilmesi ve bu çerçevede ilişki geliştirilmesi gibi hususlar ifade edilebilir.
 
Bunlar soyut veya felsefi savunuların konusu değil, bütün hayatın pratiğinde cari olması gereken olgulardır. Yani hayatın bütün oluşlarında ve ilişkilerinde bu hususlar, bütünüyle dikkate alınmamışsa, hak ihlalleri, hukuksuzluk yapılmış demektir.
 
Bütün anayasaların, kanunların, yazılı-yazısız kuralların, gelenek-örf ve adetlerin, karar ve davranış kriterlerinin esasını, temel çerçevesini belirleyecek temel unsur, insanın ve bütün yaratılmışların doğaları (fıtratları, yaratılış özellikleri) kapsamında belirlenmiş temel hukuk hükümleri olmalıdır.
 
Zira bütün insanların kararları, davranışları, ilişki ve tasarrufları; kendi doğaları çerçevesinde gerçekleşirse; bunun teminatı, fıtratından gelen temel hukuk umdeleri ve bunlar esas alınarak oluşturulmuş normlar olursa; bu durum, insanın doğrudan ve dolaylı olarak etkilemiş olduğu bütün varlıkların hukukunun da korunması anlamına gelir.
 
Bunun pratik anlamı da, yeryüzünde fitne çıkmaması, barış yani çatışmasızlık hali ve işbirliği durumunun doğması demektir.
 
Bunun nedeni ise sistemin bütün çalışması ve her bir unsurun oluşturacağı etkinin, sistemdeki bütün unsurları etkileyebilmek gücüdür. Yani hukuku çiğnenmiş en küçük bir unsur bile, fıtratı çerçevesinde hareket edemeyince, üretemeyecek; tükenmeye ve tüketmeye başlayacaktır. Bu durumda, hayat (sistem) içerisindeki diğer unsurları da olumsuz etkileyecek ve zincirleme bir hukuksuzluk, fitne, yıkıcı kaos durumu doğacaktır.
 
Hak kavramı Müslümanlar için bütüncül, zamanlar ve mekanlar üzeri etkilere sahip bir kavramdır. Dönemsel, kesitsel ve indirgenmiş olarak görülemez.
 
Herhangi bir birimde gerçekleştirilen idari bir tasarrufun etkisi sadece o zamana, kişiye ve alana ilişkin değildir. Örneğin kişi hukukunu olumsuz etkileyen bir davranış, maruz kalan kişiyi etkilemekle kalmaz. O kişinin karar ve davranışlarına tesir eder, doğrudan ve dolaylı etkilediği herkese ve unsura dokunur. Dokunulan unsurlar da aynı şekilde bu etkiyi aktarırlar. Neticede bir olumsuz etki, miktarı, süresi, alanı belirlenemeyecek kadar çok etki oluşturur. Yani bir hak ihlali sadece bir hak ihlali değildir. Bilinemeyecek kadar çok hak ihlalinin tetikleyicisidir. Olumlu bir davranışta aynı etkiyi gösterir.
 
Bir kötü söz sadece kötü bir söz olamaz. Aynı zamanda kırılmış bir kalp, incinmiş bir gururdur. Bu da yeni bir kötü davranış anlamına gelebilir. Eğer süreklilik arz ederse, kötü ahlak ve şahsiyete dönüşebilir. Bu da diğer insanların hukukunu çiğneyen bir insana; buna mukabele edecek veya bunu örnek alacak başka kötü anlayışlara, davranışlara ve insanlara dönüşebilir. Yaygınlığı tespit edilmeyecek zincirleme bir reaksiyon oluşturabilir.
 
Allah'ın kulu olmak şerefinden aşağı bir mertebede konumlandırılıp, muamele görülerek ezilen insanın karar ve davranışlarından doğacak hak ihlalleri toplumsal boyutlarda ve hatta uzun yıllara sari olumsuz etkiler oluşturabilir.
 
Yapılacak bencilce bir davranışın sonucu, sadece yapana küçük bir kazanım sağlamaz. Maruz kalanının hukukunu çiğnemekle birlikte bundan doğacak davranış ve ilişkilerin çiğneyeceği hakların müsebbibi de olacaktır.
 
Havayı, suyu, toprağı, gıdayı, kültürü, insanı kirleten bu bencil kararın oluşturduğu hukuksuzluktur.
 
Çıkarılan bir kanun sadece çıkarılış maksadına hizmet eden, hazırlanmış ve kabul ettirilmiş bir metin değildir. Doğrudan ve dolaylı etkileri bilinemeyecek bir hukuksuzluk tetiği olabilmek potansiyeline sahiptir.
 
Üniversitede verilen ders, yazılan bir makale, verilen bir konferans sadece anlık fonksiyonları ile sınırlı olmayabilirler. Zira sistem bütün çalışmaktadır. Bir etki, başka etkiler oluşturmakta; bir iyilik, başka iyilikler doğurmakta; bir hukuksuzluk, başka hukuksuzlukları tetikleyebilmektedir.
 
Bir Müslüman için; "yapılan zerre miskal iyilik ve kötülüğün karşılığı olduğunu" bilmek şuuru büyük önem taşımaktadır. Bu şuur, karar ve davranışın, bütün çalışan sistemde, zamanlar ve mekanlar üstü etki oluşturması gerçeğini kapsadığı gibi; varlığı hak ile Yaratanın, hukuksuz davranışın hesabını her türlü sorması açısından da önem taşımaktadır.
 
Varlığı hak ile yaratanın, varlığın hukukunun çiğnenmesine izni yoktur. "Allah'a teslim oldum" demek, bütün karar, davranış, tasarruf ve ilişkileri, bütüncül olarak, fıtratla belirlenen hukuk çerçevesinde gerçekleştireceğim demektir. Buna istisna yaptırabilecek güç, durum ve pozisyon yoktur.
 
Bizim teslim olmak anlayışımız; bütün varlığın, olguların, oluşların, ilişkilerin fıtri hukuklarını; bütüncül, kesintisiz ve istisnasız olarak dikkate alarak, bir hayat inşa etmeyi ve yaşamayı ifade eder.
 
Bunun için Müslümanların bütüncül ve deruni bir hak manifestosu hazırlayıp, deklere etmeleri gerekmektedir ki; kendileri ve bütün insanlık için yol gösterici ve referans olsun.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr