Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > İNSANLIK TARİHİ BOYUNCA GERÇEKLEŞMİŞ EN BÜYÜK İHANET
İNSANLIK TARİHİ BOYUNCA GERÇEKLEŞMİŞ EN BÜYÜK İHANET
Mübalağa yapmıyorum, yazıyı dikkatle okuyunca, eminim sizde aynı kanaate sahip olacaksınız.
Bakara. 27 - Onlar ki, Allah'ın ahdini kesin onayladıktan sonra bozarlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparıp, ayırır ve yeryüzünü fesada verirler: İşte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
Yeryüzünde gerçekleşmiş en büyük ihanet; Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeylerden birisinin ilişkisinin kopartılması ile meydana gelmiştir.
Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin ilişkisini, irtibatını koparıp, ayırmak; o sistemin çalışmasını, fonksiyonlarını yerine getirmesini engellemek, dumura uğratmak demektir.
Fişle-priz arasındaki irtibat koparsa, beyinle-dil arasındaki ilişki bozulursa, sistemdeki dişlilerin birbirleriyle temasları kesilirse olan şeyler; hayatın bütününde, birlikte çalışarak sistem oluşturan her unsur ve husus için de geçerlidir.
Allah yeryüzünü, alemler yani sistemler sistemi olarak yaratmıştır. Bunlar, soyut-somut, görülür görülmez bütün varlık, olgu, oluş ve ilişki âlemlerini kapsamaktadır. Hepsi, sistemler bütünü olarak çalışmaktadır.
Bunların yaratılış ve çalışma özelliklerini yani fıtratlarını belirleyip, yaratan Allah, varlıkların bir bölümü için sadece fıtratları çerçevesinde yaşayıp, çalışmak mecburiyeti koymuştur.
Bunun istisnası olan insanı yeryüzüne halife tayin etmiş; olguların ve oluşların üzerinde tasarruf hakkı, hükümleri seçme imkanı tanımıştır.
İnsan bu özgürlükler ile birlikte yeryüzüne iradi müdahale fırsatı elde etmiş ve hayatı inşa etmek sorumluluğunu yüklenmiştir.
Bunu gerçekleştirebilmesi için sahip kılındığı fıtri yapı, insana, sadece karar ve davranışları ile hayata müdahale etmek mecburiyeti getirmiştir. Yani insan halife olarak hayata sadece kararları ve davranışları ile müdahale eder.
İnsanın hayata müdahalesi sonucunda ortaya, hayatın biçimi, mahiyeti/niteliği çıkar. Yani insanın karar ve davranışının mahiyeti, hayatın mahiyetini belirler.
Eğer kurulan hayatın mahiyeti, insanın fıtratına uygunsa, hayat inşa edilmiş demektir. Eğer hayatın mahiyeti, insanın fıtratına uygun değilse, hayat imha edilmiş, bozulmuş, fesada uğramış demektir.
Hayatın mahiyetini insanın karar ve davranışları belirliyorsa, bu nasıl olmaktadır? Hayat hakkında sorulacak en temel sorulardan birisi budur.
İnsanlar bir karar alırken ve davranış sergilerken bazı bilgilere sahip olmak zorundadırlar.
Mesela, her ne karar alınıp, davranış gerçekleştirilecekse öncelikle şu bilgiye ihtiyaç vardır. Neyin kararını alacaksın? Bu davranışı neden gerçekleştireceksin? Bu bilgi olmadan bir karar alınıp, davranış sergilenemez.
Bu, karar ve davranışın mahiyetini belirleyen temel bilgidir. Zira o davranışı gerçekleştirme nedeni, davranışın mahiyetinin esasını oluşturmaktadır.
Bu bilgi oluştuktan sonra; bu davranışı hangi sınırlar içerisinde yapacağım? Bilgisi gerekmektedir. Hangi hukuki, ahlaki, sosyal, teknik, ilişkisel, vb. sınırlar içerisinde gerçekleştirilecektir? Bu sorulara cevap verebilmek için; hangi ilkeler dahilinde karar ve davranış sergilenecektir? Sorusunu cevaplamak gerekmektedir.
Ölçüler nelerdir?
En fazla değere sahip olanlar nedir? Değerler sıralaması nasıldır?
Hangi hukuk sisteminde gerçekleşecektir?
Hangi kaynakları, nasıl kullanacağım? Türü ve benzeri bilgiler de karar ve davranışın mahiyetini belirlerler. Bu davranış ta, hayatın mahiyetini belirler. Böyle bir bilgi türüne sahip olmadan davranış sergilenemez.
Bunu, hayatın niteliğini belirleyen, "mahiyetin bilgisi" olarak tanımlamak mümkündür. Bu durumda mahiyetin bilgisi, hayatın bütün niteliğini belirlediği için, hayat içerisinde en büyük ve kritik öneme sahip olgu olarak nitelendirilebilir.
Hayatın mahiyetini/niteliğini belirleyen bilginin özel ismi " dini bilgidir."
Bu nedenle din, hayatın niteliğini belirleyen zorunlu unsurdur. Hayatın her anında, alanında ve herkes için fonksiyoneldir ve mecburidir.
Yani, din olmadan, hayat olmaz. Herkes bir dine sahiptir.
"El din", yani insanın ve varlıkların yaratılış özelliklerine özdeş olan din aşağıdaki ayetle tarif edilmiştir.
Rum. 30 - "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
Yâni İslam, insanın üzerine yaratıldığı fıtratıdır.
Bu basit ve yalın gerçekler ortada iken, zamanın farklı kesitlerinde, farklı toplumlarda; Allah'la yapmış olduğu ahdi bozan birileri; Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeylerden birisinin ilişkisini; "el din" olan fıtrat ile hayatın arasındaki bağlantıyı kopartmışlardır.
Bunu, din kavramına; "doğaüstü, kutsal din duyguları deyip, dini seyirlik hale getirerek"; "insanların manevi ihtiyaçlarını karşılayan olgudur diye tarif edip, anlamını bozarak"; ritüellere-sembollere-sloganlara-sosyolojik kimliğe, retorik düzeye indirgeyip, fonksiyonsuzlaştırarak ve benzeri usullerle yapmışlardır.
İşte o gün yeryüzündeki en büyük ihanet gerçekleşmiştir. Zira hayatın tamamının mahiyetini/niteliğini belirleyen mekanizma da; insanın hayatı ile insanın yaratılış özelliklerinin arası açılmış, irtibatı kopartılmış; insanlar hüsrana, varlık amaçlarından farklı yaşamaya, tatminsizliğe mahkum edilmiştir.
Bunu yapanlar, ahitlerini bozarak, Allah'a ihanet etmişlerdir.
Fıtratları ile ilişkiyi koparttırıp, insanlara ihanet etmişlerdir.
Bunu kabul edip, hayatları ile fıtratları arasındaki ilişkiyi koparanlar ise; kendilerine, Allah'a ve bütün varlık aleminin hukukuna ihanet etmişlerdir.
O günden bu yana devam eden ihanetle yeryüzü fitne ve fesata boğulmuştur.
Aslında dinle, hayat arasındaki ilişki; kanla-damar, ciğerle-nefes, oksijenle-su arasındaki ilişki gibidir. Yani mecburiyet ilişkisi. O halde bunu neden ve nasıl başarabilmişlerdir?
Dinle-hayat arasındaki ilişki bir varlık ilişkisidir. Yani din olmazsa, hayat olmaz. Gerçekte, hayatla arası ayrılıp, irtibatı kopartılan din değil; "el din olan fıtrattır". Allah'a teslimiyet ve yaratılış özelliklerinin kabulüdür.
Din olmadan, hayat olmayacağı için; hayatla ilişkisi kopartılan fıtrat yerine, bu ihaneti gerçekleştirenlerin teklif edip, öğrettiği dinin bilgileri ile karar verilip, davranış geliştirilmekte ve hayatın niteliğini bunlar belirlemektedir.
Fıtratının bilgileri ile karar ve davranış gerçekleştirmeyen insanın kurduğu ve yaşadığı hayatın ve kapsadığı bütün sistemlerin mahiyeti/niteliği; insanı hüsrana uğratan, bütüncül tatmine ulaştırmayan ve bütün varlığın hukukunu gasp eden bir yapıya sahiptir.
Yani fıtratının bilgisi dışındaki mahiyet/din bilgileri ile karar verip, davranış sergileyenlerin kurdukları dünyanın, cehennem misil olması mukadderdir.
Bu nedenle ekseninde; insan, sadece Allah'a kulluk ve fıtrat olmayan düzenler; hakkı, hukuku, kültürü, gıdayı, doğayı, toplumu, ilişkileri ve fıtri olan bütün güzellikleri katletmekte; hüsran, çatışma, istismar, sömürü, adaletsizlik, tatminsizlik, fitne, fesad oluşturmaktadırlar.
Rabb ve fıtratın Kitabı varken, iş; akletmeye, karar vermeye ve yeniden inşa sürecine kalıyor.
Hayat, karar verildiği an yeniden başlamak özelliğine sahiptir. Zira döngüseldir. Allah, o an yeni bir döngü başlatmak imkanı tanımıştır. Bu durum fıtrattandır.
İşe, hatadan dönüp, ihanetten kurtulup, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirerek başlamak lazımdır. Zira bunu herkesin başarmaya imkanı vardır.
Müslüman olmak; fıtratla-hayatın ilişkisini, dinin fıtratı çerçevesinde kurmaktır.
İhanet artığı her öğreti, kabul ve taraftarlığı; zihinden, ruhtan, amelden, ilişkilerden ve kimlikten kazımaktır.
Bize, Allah'ın hidayet ve rahmeti; Fıtratın Kitabının rehberliği; Peygamberin şahitliği; kendi iman-irade ve kararlılığımız; din olarak fıtrata ve Rab olarak Allah'a inananların işbirliği yeterli olacaktır.
İhanetin ise iki nedeni vardır. Sadakat (yoksunluğu) ve hamakat. Her ikisi de aynı neticeleri oluşturur. Velev ki sahih tabelâlarla perdelenmiş olsun.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr