Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > MISRO'YA MEKTUP
MISRO'YA MEKTUP
 
Sevgili Mısro gönderdiğin mektup beni ziyadesiyle memnun etti. Haniyse derin şüphelere duçar olacağım bir demde çok iyi geldi. Zira hatırlatmalar karşısında mevta sessizliği ile duruş sergileyen bir toplum hakkında; "bunun nedeni nedir?" Spekülasyonları ile tükenen enerjiler sonunda, düşünüp değerlendirmekten vaz geçmek durumu hasıl olmaktadır.
 
Ha öncelikle hatırlatmalar deyince benim yazdıklarım hatırına gelmesin. Her gün, her ay, her sene, irili, ufaklı pek çok hatırlatma ile karşı karşıya geliyoruz, bu genişlikte düşün. 
 
Şeytanın bacağını kırmışsın, düşündüklerini yazmışsın. İnşallah çekirdeği de çatlatırsın da potansiyelin ağaç olur, dal budak salar.
 
Barajın arkası epeyce şu toplamış, bu nedenle sayfalarca yazmışsın. Ne düşünüyorsan ifade etmiş, neyi merak ediyorsan sormuşsun. Elbette bunların hepsine cevap yazmam mümkün değil. Hatta gerekli de değil. Zira bunların çoğunu konuştuk, tartıştık. Eğer doğru bağlamla bir düşünür, notlarını gözden geçirirsen cevapları orada bulmak mümkün olacaktır.
 
Belki de en önemli sorun illüzyon altında oluşumuz ve henüz bundan kurtulamayışımızdır. İllüzyon altında baktığımız şeyleri çok desenli buzlu cam arkasından görüyor gibiyizdir. Net olarak görüp, seçemediklerimiz hakkında zanni tarifler yapmaya çalışıyoruz. Bu nedenle yanılgılarımız oluşuyor.
 
Hani bana sitem ettiğin, çok kızdığın, hatta darılıp, küstüğün durumlar ve mevzular var ya. Aslında onların hakikatini, derin nedenlerini kendi nefsinde bulabilirsin. Zannımca bana kustuğun öfken; vicdanın perspektifinden bakıpta çok öfkelendiğin, kendi nefsine karşı olanlardır. Eğer insanlarda sevecek, beğenecek bir şeyler bulamıyorsan ve sürekli eleştirip, yargılıyorsan, bu da, bu dönemde nefsinle başının hoş olmamasındandır. Zira insan nefsinin şahitliği üzerinden anlar, sever, nefret eder.
 
Yapamadıklarının, başaramadıklarının sorumluluğunu bana yüklemeye çalışıyorsan, bu da nefsinin sorumluluktan kaçmak istemesinden dolayıdır.
 
Benimle yaptığın kavgalar da aslında kendinle yaptığın kavgalardır.
 
Hakikat üzerinden değil de, kendi izzeti, haklılığı üzerinden bakmak eğiliminde olan, kemâlini bulmamış nefis; bu nedenle kendi olumsuz hallerini, ötekinin üzerinden tarif etmek; müsebbibin öteki olduğunu ifade etmek eğilimindedir. Kendinde beğendiği hususlara sahip olanları da benimsediğini, sevdiğini düşünür.
 
Paniklememek lazımdır, zira bunlar kalıcı ve mutlak değildir. Bunlar bir demdir. Allah tevbe kapısını bu nedenle sürekli açık tutmaktadır. Muhasebe eder, farkına varır, doğrusuna karar verir, yeniden inşa etmeye niyetlenir ve Allah'a münacaat edip, sığınılırsa, bu dem başka bir deme döner. 
 
Bu dönemlerin en büyük kayıpları, ödenen en büyük bedeller, feda ettiklerimiz, kaybettiklerimiz olacaktır. Zira onların büyük bir bölümü artık ikame edilmeyecek, geri döndürülemeyecektir. Bunların yokluğu da her daim etkisini gösterecektir.
 
Mısro, burada en önemli olan husus, nefsin fıtratı üzere inşa olması ve varlık nedenini gerçekleştirebilecek sınırlara çekilebilmesidir. Bu durum senin sadece Allah'a kulluk edebilmenle mümkün olur. Aksi halde tüm güç, zaman ve enerjiyi nefsin arzularını tatmin etmek için harcarız ki buna hevaya kulluk etmek denilir.
 
Nefis burada en büyük imkanımız olacaktır. Zira Rabbi tanımak ve O'na sığınmak, yine nefsin kendine şahitliği üzerinden olacaktır.
 
Nefsin fıtrat sınırlarına çekilmesi, Müslüman için çekirdek öneme sahiptir. İşte bu nedenle, bunu gerçekleştirebilmeye adanılması lazımdır. Yani yanısıra çabalarla olucu bir şey değildir. Zira varlık sebebini gerçekleştirebilmenin lazım şartıdır.
 
Demem o ki Mısro; eğer kendini, hayatını, Allah'ı, ahireti ciddiye alıyorsan, bu hususta samimi isen; benimle ve başkaları ile uğraşmaktan, kavga etmekten, onları eleştirmekten suçlamaktan-yargılamaktan, onlardan bir şeyler umup, beklemekten bir an önce vazgeç. Bunlar beyhude şeylerdir.
 
Zira adandığın şeyler davandır. Davalar şahsidir. Kulluk davasında kendisinden beklenilen ve umulan sadece Rab'dır. Bunu yapabilen Rabbaniler kendi aralarında yardımlaşırlar, iyilik ve işbirliği yaparlar. Ancak bunu yalnızca Allah'a olan sorumluluklarının gereği olarak yaparlar.
 
Mısro, nasıl atom, maddenin yapı taşı ise ve kendi doygunluğuna ulaşınca maddenin oluşumunda fonksiyon icra ediyorsa; insan da hayatın yapı taşıdır ve ancak bu rolünü itminan sürecinde ve halinde oynayabilir. Bu nedenle kendi itminanın için sarf edeceğin kaynaklarını bana kızarak tüketme. 
 
Mücadelenin, kendinin inşa olması için; kavganın da, bunu engellemek için seninle sürekli savaşan şeytan ve avanesi ile olması zorunludur. Kendi kuyruğunla kavga etme ki gücün tükenmesin. Çünki hiç mesafe alamaz, yerinde döner durursun.
 
Dava şahsidir dedik ya Mısro, biliyorum ki buna da hemen itiraz etmişsindir. Bu itirazın illüzyon etkisi ile olduğunu söyleyebilirim. İllüzyonda iken, bizatihi deneyip, sınamadan, sloganlarla öğrendiğimiz şeyleri, slogan atarak savunmak mutlak bir gereklilik gibidir. Oysaki deneyip, sınasaydık hakikatini de öğrenebilecektik. Davasını şahşileştirip, kendisini inşa etmeyi başaramayan topluluklar, etkisiz güruhlar; başarabilen organize topluluklarda ümmet olmuşlardır. 
 
Yani Mısro, romantik sloganların, etkisiz lafların peşinde olanlarla; ahsenü amel işleyenler bir olmazlar.
 
Davanın başlangıcı da Mısro, karar verebilmektir.
 
Karar verdiğini bilebilmek zor bir durumdur ve çaba sarf etmek gerektirir.
 
Sana sorsam şimdi; " Mısro, sen sadece Allah'a kulluk etmeye karar verdin mi?" Eminim bana karşı nefret hissedip, öfke püsküreceksin. "Sen kim oluyorsun da yılların Mısro'suna, bu davanın mücahidi Mısro'ya bu soruyu sorabilirsin?" diye.
 
Bana kızma Mısro; sadece samimiyetle, ciddiyetle bu soruyu kendine sor. Sadece Allah'a kulluk etmenin anlamı, muktezaları, fonksiyonları nedir? Bugüne tekabül edenleri nedir? Hâlleri nedir? Sorumlulukları nedir? gibi soruların farkındalık çerçevesinde sor. Ben bunları olmaya, almaya, yapmaya ne kadar hazırım ve kararlıyım? diye sor. Sor Mısro, zira kararlı değilsen "olmak" ihtimalin de düşük olabilir.
 
Mısro, Kitabı aç ve bütün kurucu önermeler üzerinden tek tek tefekkür ederek, hepsi için sor. Ben itminana ulaşmaya kararlı mıyım? diye sor. Bunu sorarken, bir itminan tasavvurun var mı? Bu tasavvur seni ne kadar motive ediyor? Ne kadar cezbediyor? Diye nefsini kontrol ederek sor. Zira bu yoksa, seni yerinden oynatacak neden de yoktur.
 
Aynı soruları; adamlık için, refiklik için, adalet taraftarlığı için, hakikat peşinde koşmak kararlılığı için de sor.
 
Bu soruları sormak ve adam gibi cevaplamak hepimiz açısından büyük önem taşıyor Mısro. Zira bundan sonrasını konuşmak ancak bu sorulara; "ben, olmasam da, çoğunda kararlıyım" diyenlerin hakkı ve haddidir. Onun dışındaki konuşmalar dedikodu ve boş söz mahiyetinde olacaktır. 
 
Sevgili Mısro, mektubuna çok sevindim, lütfen tekrar yaz. Belki beklediğin cevapları alamadın fakat teklifim şu. Şimdilik susalım ve "kararlı mıyım?" muhasebesini ciddiyetle ve samimiyetle yapmaya, hep birlikte devam edelim. Biliyorum bunları lüzumsuz görecek pek çok kişi olacaktır. Onları şimdilik görmezden gelelim ve " sizin yolunuz sizin, bizim yolumuz bizimdir" diyelim.
 
Cevaplarımızı oluşturdukça, konuşacağımız konular çok daha sahici ve müessir olacaktır, eminim. Allah'ın yardımı da daha etkili olarak gelecektir.
 
Allah'a emanet ol Mısro. 
 

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr