Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > MÜSADEME-İ EFKÂRDAN BARİKA-İ HAKİKAT Mİ DOĞMUŞTUR?
MÜSADEME-İ EFKÂRDAN BARİKA-İ HAKİKAT Mİ DOĞMUŞTUR? 
 
Fikirlerin çarpışmasından, hakikat ateşi mi doğmuştur? Yoksa Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan mı olunmuştur.
 
Hesapta etrafı aydınlatmak için ateş yakıp da, kendileri karanlıklarda mı kalmışlardır?
 
Fikirlerin çarpışması için öncelikle fikir olması şarttır.
 
Ödünç alınan fikirle çarpışmaya girilmez zira çarpılma ihtimali de söz konusudur. 
 
Fikir, bilginin asgariden tasavvura dönüşmesi ile ortaya çıkar. Çarpıştırılacak nitelikteki fikir ise tasavvurun ötesine geçip, eylem ve hal safhaları ile ortaya çıkmış olmalıdır. 
 
Zira en azından afak ve enfüste yani; insanın özünde, ilişkilerinde, üretim süreçlerinde sınanıp; sebep-sonuç ilişkilerinin, referansa göre sıhhatinin, teknik ve hukuki kriterlere göre etkilerinin analiz edilip, teyit edilemediği bilgi, müsademeye girilebilecek fikir babından tasnif edilmemelidir.
 
Elbette bu konu hak merkezli bir bilgi teorisi içerisinde ele alınmak mecburiyetindedir. Ancak bunun kadar önemli olan diğer bir husus da; bu mevzuda sorumluluk ve liyakat sahibi olmayanların cüretleridir. 
 
Zira bilgi, davranışın ana girdisi, davranış da hayatı yapılandıran ana unsurdur. Haksız cüretkarlık, farkına varılamayacak cesamette hukukun çiğnenmesine neden olabilir. Bunu da ancak Hakkı varsayıp, sorumluluk duyanlar önemseyebilir. Diğerleri için, az bir baha elde edecekleri oyunun parçası gibidir. 
 
Hak eksenindeki hayat, Din Günü ve Ahiret ise oyun tasavvuru dahilinde olmayan hakikatlerdir.
 
Fıtrata uygun bir hayatın inşası ve idamesi dışında nedenlerle bilgi imal edenlerin çocuklarının hayatı ne hale getirdikleri ortadadır. Onlara öykünen Müslümanların da başka bir sonuç oluşturmasını beklemek safdilliktir.
 
Derdimiz; insanlara şahitlik edip, varlığın hakikati, varoluş nedeni ve fıtratları çerçevesinde bir tasavvur sahibi olmaları için görevlendirilmiş ancak görevlerini aksatan Müslümanlardır.
 
Bin bir parçaya bölünmüş ve herkesin elindeki ile övündüğü ve hatta bunun için kavga ettiği bir keyfiyette; kendilerinin ve şahit olmakla sorumlu olduklarının kafası karışmaktadır.
 
Zira yaşamadıklarını, olmadıklarını yazıp, çizmekten imtina etmeyen Müslümanlar; tevhidden, teklikten, bütüncüllükten dem vurup, bunları var güçleriyle izah etmeye çalışırken; zihinleri, gönülleri ve aralarındaki paramparça durumu kendilerine bile izah edememektedirler.
 
Acaba paramparça durum müsademe-i efkârdan mı doğmaktadır?
 
Bakara suresi. 213 - İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.
 
Aslında ayet durumu bütün sarahatı ile açıklamaktadır. Bu çerçevede cari durumu anlayıp, anlamlandırabilmek için bazı soruları sormak iktiza etmektedir. 
 
Acaba paramparça durumda olanlar hiç mi ümmet olamadılar ve zaten temel hükümler itibariyle bir ayrışma mı söz konusudur?
 
Eğer bu parçalı durum, ümmet keyfiyetine göre ise; bu durumda ana sebep, fikir ayrılığı değil de, aralarındaki haset/kıskançlık mı demektedir ayet? Acaba haset etmek sadece Allah'a kulluk etmeyip, hevaya da kulluk etmenin sonucu olabilir mi?
 
Haset, şeytana giriş kapısı sağlayıp, fitne ve parçalanmanın karar ve davranışlarına sebep mi olmaktadır?
 
Allah, izniyle iman edenleri, ihtilaf konusu olan hakka ilettiğine göre;
 
İhtilâflarını bir türlü çözemeyenler; Kitabı da "okuyup" sürekli ders ve yazı konusu ettikleri halde, acaba Allah tarafından, ihtilaf konusu olan hususlarda hakka iletilmemekte midirler?
 
Kendileriyle ve birbirleriyle çatışmanın ateşinden yanmadan önce düşünmek lazımdır.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr