Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > NE ARA FİLMLERDEKİ DOSTLUKLARA AĞLAR OLDUK?
NE ARA FİLMLERDEKİ DOSTLUKLARA AĞLAR OLDUK?
 
Din gününde, yaşadığımız hayatın mahiyetine ve bizim duruşumuza ilişkin hesaba çekilip, adil bir şekilde karşılığını göreceğimizden zerre kadar şüphemiz yok.
 
Ancak bu hayatta da karşılık gördüğümüz bir vakıa.
 
Başımıza gelen musibetler ellerimizin yaptığının karşılığında; hayatın, dillerin, gönüllerin bu kadar çoraklaşması için ne yaptık? Ya da ne yapmadık?
 
Bu günlerde o kadar çok duyuyorum ki; "film seyrederken, insanlar birbirlerine küçücük iyilik yaptıkları zaman veya dostluk sahnelerinde dayanamayıp, ağlar hale geldim" diyenleri.
 
Bu nasıl bir yoksunluktur, zarardır, kaybediştir.
 
Biz çocukken, büyüklerden dostluk ve hasbilik hikayeleri dinlerdik. Bunlar bizim umutlarımız ve hayallerimiz olurdu. Bizde, büyüklerimizin bu hikayelerini arkadaşlarımıza anlatırdık. Bunlar birer övünç vesilesiydi. Bu hikayelerin kahramanları da, bizim kahramanlarımızdı. Bu kahramanlar asla bu günkü kadar çok okuyan, çok bilen, çok konuşan insanlar değillerdi. Fakat bildiklerini hal edinmiş insanlardı. Ben hala babamla, Suriye sınırında yaşayan bir arkadaşı arasındaki saf dostluğun hikayesini yazılarımda, konferanslarımda anlatıyorum. Zira bu saflıkta yerine koyacağım başka örneğe hâlâ şahit olamadım. 
 
Dedim ya din gününden önce de karşılıklarını görüyoruz. Ancak cehennem misül karşılıklar çok can yakıcı.
 
Alındaki ter gibi ilişkiler. On yıllara dayalıymış, kardeşmiş, eşmiş, arkadaşmış, ortakmış, ne gam. Birisinin söylediğini, diğeri yanlış anlamayagörsün. Ya da yanlış bir söz söylesin ve karşıdakinin nefsine ağır gelsin. İşte o an, alındaki ter damlası yere düşüveriyor veya o kişi alnını siliveriyor. Yani on yıllar bir anda hükümsüz kalıyor.
 
İnsanlar sırlarını paylaşmaktan korkuyorlar. Çünkİ tecrübe etmişler veya çevreden işitmişler ki; sırra vakıf olan, sır sahibinden incinirse, o sırrı silah gibi kullanabiliyor. Ya da o sır ortalık malı olabiliyor. Oysaki dostlar sır paylaşabilinen ve sırrı saklayabilenlerdir.
 
Yanıbaşında kıvrananları görmemek için başını çevirenlerin olduğu bir dünyada yaşamaya başladık.
 
Aynı sıkıntıları yaşayıp, aynı zulümlere lanet okuduğumuz "dostlarımızın", o hallerden başka hallere geçtiği zamanlarda artık sıkıntılara, sıkıntı çekenlere, zulme aynı gözle bakmadıkları, aynı tavra sahip olmadıkları bir dünyada yaşıyoruz.
 
Hamaset olsun diye yazmıyorum, bunlar bana cehennemden esinti gibi, zul geliyor.
 
Zira nefsine dokununca yıllarını, dostluklarını, vefayı bir kerede harcayabilen;
 
Verdiğin sırrı koruyamayan;
 
Hesabına gelmiyorsa yüzünü senden çeviren;
 
Zulme uğrarken, zulme karşı bilenmeyip, fırsatını bulunca zalim olanlardan refik/yol arkadaşı olur mu?
 
Zira yol arkadaşları; canını, malını, namusunu, sırrını emanet edip de, sırtının hiç ürpermediği, sonuna kadar güvendiğin insanlardır.
 
Yol arkadaşı yoksa, yolda herkes yalnız olacaktır. İşte bu da din gününden önceki yoksunluklardan birisidir.
 
Son zamanlarda insanlar sadece filmlerdeki iyilik ve dostluklara ağlamıyorlar. Bu hallerine de ağlıyorlar, elbette hala gönülde bir şeyler kalmışsa. Ya da çorak hayatın, çorak gönüllüleri gibi yaşamaya mahkûm oluyorlar. 
 
Çocukları, anne-babalarının; "İslam'ın, hasbi dostluklar sağladığı, huzur verdiği, ötekinin derdi ile dertlendirdiği, hakiki insanlar kıldığı" sözlerine bakıyorlar. Sonra, sam yellerinin çoraklaştırdığı zihinlerine ve gönüllerine bakıyorlar. Büyüklerinden medet umup, onların hallerinden çıkış yolu bulmak istiyorlar ve onları filmlerdeki iyilik ve dostluklara ağlar halde görüyorlar. 
 
Sonra kendi çoraklıklarının faturasını büyüklerine kesiyorlar ve hatlar kopuyor. Burada kalmıyor, çocuklar, büyüklerin sürekli anlattıkları dinlerinin, onları filmlerdeki sahte durumlara muhtaç ettiklerini düşünüyorlar ve bu sefer faturayı büyüklerinin dinlerine kesiyorlar. Ancak kuraklıkları, çoraklıkları, çaresizlikleri, acizlikleri öyle bir hal alıyor ki, suçu daha büyük bir mercie havale etmek ihtiyacı hissediyorlar ve bu kere Allah'ı suçluyorlar. Büyüklerse, suçlular dairesi biraz daha genişlediği için kısmen rahatlıyor ve gençlerin bu hâline verilen isimler üzerinde ahkam kesiyorlar.
 
"Bu böyle olmaz, Allah yarattığı kulunun hüsrana uğramasını istemez" diyenler, hata nerede diye araştırmaya başlıyorlar.
 
Bu işin mekteplerinin derslerine, vakıf ve derneklerin faaliyetlerine, yazarların kitaplarına bakıyorlar. Bu soruların cevaplarını oralarda bulamıyorlar. Zira o çerçevelerde bunların "dinin konusu olmadığını" görüyorlar.
 
Neticede filmlerdeki iyilik ve dostluklara ağlayabildiklerine seviniyorlar.
 
Son söz; hiçbir kaçış, saklanma, bahane ve gerekçe; insanın fıtratından gelen güzel şeylerin yoksunluğundan doğan ıstıraplarını dindiremez.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr