Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > ROMANTİZM GİDİNCE GERİYE BİR ŞEY KALMIYORSA
ROMANTİZM GİDİNCE GERİYE BİR ŞEY KALMIYORSA
Karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunumuz nedir? diye bir soruya muhatap olsanız cevabınız ne olurdu?
Bence, kendisini bulamayan, sahici olamayan, sahici bir hayat kuramayan insan, en büyük sorunumuzdur.
Allah'ın, topyekûn hale hüsran dediği durumun alt kırılımları; anlamsızlık, huzursuzluk, mutsuzluk, amaçsızlık, sorularına cevap bulamamak, kararsızlık, umutsuzluk, güvensizlik, etkisizlik, değersizlik vs.dir.
Tezahürleri ise; gerçek olarak üretmeyen, mücadele etmeyen, inşa etmeyen, tüketen, kendisi ve örnek olamayan, özgürlüğü bilmeyen ve talep etmeyen, hakikatin peşinde olmayan ve mevcut haliyle sürekli haklı olduğunu ispat etmeye çalışan, sevmeyi, güvenmeyi, saygın olmayı başaramayan fakat sürekli bunları dilenen insan tipolojisidir.
Bunları duymayı, okumayı sevmiyor, yazanlara da kızıyor olabilirsiniz. Ancak ne ben karamsar, septik, rahatsız bir insanım; ne de kızanlar bu hususta gerçek bir haklılığa sahipler.
Zira içinde yaşadığımız toplumu, kurumları, ilişkileri, etkileşimleri hep birlikte oluşturduğumuz bizler, kendi hayatlarımızla birlikte, birbirlerimizi ve hatta geleceğimizi de etkilemekteyiz. Yani haksız düşünce ve davranışlara sahip olanlar sadece kendilerine haksızlık yapmazlar, iletişim, ilişki ve etkileşim içerisinde olanlara da bu haksızlık sirayet eder.
Diyeceğim o ki; hakikate göz, kulak kapatıp, sürekli saklanacak kovuk, sütre, perde, yeniden tarif, tabela arayanlar; aldanmaya teşne olma temayülüne sahip olanlar, uyarılara öfkelenerek, göz ve kulak kapatarak kendilerine ve ötekilere haksızlık etmektedirler.
İnsanı tatmin içerisinde tutacak ve hüsrandan kurtaracak olan; yaradılış özelliklerine uygun bir çerçeve ve perspektif dahilinde bilgi, inanç, tasavvur, davranış ve hâle sahip bir hayat biçimine sahip olmasıdır.
Bundan sonrası mevcut halimizle ilgilidir.
Bunları bilip, gerçekleştirebileceğimiz bir vasatta, kültürde, sistemde, çevre ve atmosferde doğup, büyümeyen bizler; bunun yerine ikame edilmiş algıların, anlayışların, tasavvurların, alışkanlıkların, örneklerin, sistemlerin içerisinde şekillenmiş ve yaşamaya devam etmekteyiz.
Bir çoğumuz; yaratılış özelliklerine/fıtrata uygun insan, hayat, karar, davranış, sistem vb. kavramların içerikleri ve tasavvurları ile tanışıp, yüzleşmedik bile. Bir bölümümüz içinse bu kavramlar retorik veya sloganların ötesinde bir değer ve anlam taşımıyor.
Yani, bilgi, tasavvur ve yaşam biçimlerinin pek çoğu, orijinal yaratılış özelliklerinden başka anlam ve çerçevelerle kurulmuş.
Oysaki tatminin, huzurun, mutluluğun, üretmenin, erdemin vs. elde edilebilmesi ve yazının başında ifade edilen olumsuz hallerden kurtulabilmenin yegane çaresi; insanın yaratılış özelliklerine/fıtratına/doğasına uygun bir vasatta yaşıyor ve bu hayatı inşa ediyor olmasıdır.
İşte sorun tam burada başlıyor.
Din olgusunun temel fonksiyonlarının; insanın hayata karşı duruşunu; kurduğu ve yaşadığı hayatın mahiyetini belirlemek olduğunu bilmeyen, anlamayan, kabul etmeyen insanlar; İslam dininin de, insanın yaratılış özellikleri yani yaratıldığı fıtratı olduğunu ıskalayınca ortaya şu anda karşı karşıya olduğumuz en büyük sorun çıkmaktadır.
Eğer gerçek ve yürürlükte olan kabulümüz; "din, insanın hayata karşı duruşunu ve hayatın mahiyetini belirleyen olgudur. İslam ise bu olgunun anlam ve hükümlerini insanın yaratılış özellikleri/fıtratı/doğasını oluşturan bilgiler çerçevesinde belirleyen dindir" hakikatine özdeş değilse; bu durumda, bu hakikat yerine ikame edilmiş bir din kavramsallaştırması ve İslam tarifine sahip olduğumuz muhakkaktır.
İnsanın kendi fıtratına özdeş bir hayat ve koşullar için çalışıp, mücadele etmesi ancak buna ihtiyaç duyup, talep etmesi ile gerçekleşebilir.
Bir şeye ihtiyaç duyup, onu talep etmek öncelikle; o şeyin varlığından, sağlayacağı faydalardan, mevcut hale mukayeseli olarak oluşturacağı yüksekliklerden haberdar olmakla ilgilidir. Eğer böyle bir farkındalık varsa, bu durum da talep edilecek olanın, mevcuda nazaran çok daha çekici olması gerekmektedir.
Örneğin; itminan olgusunun; bir şeylere sahip olmak, yönetmek, güç elde etmek ya da beğenilmek-övülmek gibi nefsani çekiciliklerden çok daha cazibeli olması durumunda ancak, insanın kendi fıtratı çerçevesinde yaşamayı istemesi ve bunun için mücadele etmesi mümkün olabilecektir. Bunun için de, itminana ilişkin bir tasavvur ve bunun sağladığı yüksekliklerin en azından bazılarını ruhunda test etmek ve nefsani olanlarla mukayeseli bir fikre sahip olmak gerekmektedir.
Fıtrat, hakikatin en önemli cüzüdür. İslam ise fıtrata dair anlamların, bilgilerin, hükümlerin olduğu dindir.
Bataklıkta yetişmiş güller olarak bunları hissetmek, fark etmek, istemek, ancak inşası için mücadele etmeye kararlı olmakla mümkün olacaktır.
İşte tam burada kısır bir döngüyü kırmak gerekmektedir. Farkında olmayan, talep etmeyecekse; talep etmeyen, inşası için mücadele etmeyecekse; farkındalığı yok eden vasattan beslenerek, farkındalık elde edilemeyecekse; birbirini besleyen bu sistem ve süreçlerde yaşayanlar fıtratları üzerinde yaşamak için mücadele edenlerden nasıl olacaklardır?
Bu gerçekten zor bir durumu ifade etmektedir.
Allah'ın hidayeti ve yardımı olmaksızın başarmak mümkün değildir.
Bunun lazım şartı ise insanın samimiyet ve kararlılık izhar etmesidir.
Yüzleşmekten korkmamak ve saklanmamak zorunlu unsurdur.
Mevcut halin; fıtrata uygun bir hayat yaşamak için bir farkındalık ve talep oluşturmak, samimiyet ve kararlılığını izhar eden bir durumu mu; yoksa hakka ulaşmak yerine, her durumda haklı olduğunu ispat etmek çabası üzerinde olunan bir durumu mu yansıttığını açıkça görmek lazımdır.
Gerçek bir hal üzere olmakla, o halin romantizmine sahip olmak ayrı şeylerdir. Şairin:" ben seni sevebilmek hayalini seviyorum" sözleri romantizmi yansıtır. Gerçek sevginin sorumluluğunu üzerine almaktan imtina eden, sadece etkisiz bir istemeyle yetinen ve gerçekten aşkı talep etmeyen bir durumu, nedeni, gerçek aşkı bilmediğinden talep etmemek mi? korkaklık mı? sorumluluktan kaçmak mı? bilinmez fakat romantizm bitince ortada yıkıntıdan başka bir şey kalmaz.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr