Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > RUH KRAMPLARI YA DA İÇ AYAKLARINI UZATABİLMEK
RUH KRAMPLARI YA DA İÇ AYAKLARINI UZATABİLMEK
 
Ruhun kramplara maruz kalması ve iç ayaklarını uzatamamak, insanın kendisini; varlık özelliklerine sahip, hukukuna kavuşmuş, özgür, sadeliğe ve yalınlığa ulaşmış, rahat ve tatmin içerisinde bir insan olarak hissedememisidir. Halbuki bu durum insanın varoluştan gelen normali, tabir-i caizse fabrika ayarları, aradığı ve bulamazsa olmazıdır.
 
Bulamazsa; mutsuz, huzursuz, hırçın, korku ve kaygı içerisinde, anlamlarını kaybetmiş, amaçsız, umutsuz, güçsüz, güvensiz, atıl, başarısız, sahici olamayan, kendini ve her şeyini tüketen bir halde olur. Buna hüsran durumu denilebilir. 
 
Yani insanın olması gereken hali, iç ayaklarını uzatıp, yalınlaştığı, sadeleştiği, fıtratına uygun bir hale büründüğü haldir. Bu, rızayı, güveni, tatmini ve gücü getirir.
 
O zaman, "ruhu kasan, iç ayaklarını büzen nedir?" sorusunu sormamız gerekmektedir. 
 
Araf suresi 172 - Hani Rabbin, Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.
 
Kendisine şahit tutularak Rabbin tanınmasını sağlayan nefsin potansiyelinin çok yüksek olduğu muhakkaktır. Bu dünya boyutunda, istemek ve bunun olması için de irade beyan etmek fonksiyonuna sahip olan nefsin talep sınırlarının, bu boyutun anlamına, fıtratına uygun halde olması iktiza etmektedir. 
 
Araf suresi 19 - "Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz."
 
Araf suresi 20 - "Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."
 
Dilediği yerden yiyip, içen fakat gösterilen ağaca yaklaşmamanın tek yasak hükmü olduğu bir boyutta yaşayan insan, bu boyutun anlamı ve sınırları dışında bir talep üzere kandırılmış; bulunduğu koşullar ve kendisine ihsan edilen nimetlere karşı liyakatını kaybetmiş ve oradan başka bir boyuta inzal edilmiştir. Cennette iken insanı kandıran Şeytandı.
 
Gönderildiği bu hayatta çok daha fazla hükümle sınırlanan ve yaratılış hükümleri çerçevesinde kalması gereken nefs; bu sınırların dışında talep geliştirmesi için, cennettekine benzer biçimde, şeytan tarafından aldatılmak süreçlerine tabi tutulmaktadır. Bu etkilere açık olan ve olumlu cevap veren nefisler, bu dünyanın ve bu boyuttaki fıtratlarının dışında talep geliştirmek durumunda, ruh kasılmalarına maruz kalmakta ve iç ayaklarını uzatamamaktadırlar. 
 
Bunun bilinir nedenleri; 
 
Nefsin, kendini merkeze koyup, bütün işlerin, süreçlerin, ilişkilerin, kararların, tarzların, biçimlerin, vb. kendi doğrularına, isteklerine, arzularına göre belirlenmesi, düzenlenmesi ve yapılmasını istemesi ki, buna bencillik denilmektedir;
 
İnsanın, gönderildiği bu boyutun anlam, amaç ve sınırlarının dışında; sahip olmak, yaşamak, davranmak, olmak arzuları;
 
Anlamı ve amacı dışında elde etmek istekleri ve bundan kaynaklanan kaygılar; bunları elde edememek veya elde edince, koruyamamak korku ve kaygıları; yani nefsin o çok büyük potansiyeli ölçüsünde sahip olmak isteklerinden kaynaklanan korkular, kaygılar ve huzursuzluklar;
 
Nefsin, beğenilmek-övülmek-onaylanmak arzularından gelen tükenmez talepleri, elde edememek veya kaybetmek zannı, korkuları ve kaygıları; bunlardan kaynaklanan diğer huzursuzluklar;
 
Nefsin zayıf ve güçsüz olmak endişeleri; gücü elde etmek, edememek, kaybetmek ve hatta rablaşmak, ilahlaşmak türü talep potansiyellerinden doğan duygu ve hallerin sonucunda ortaya çıkan negatif durumlardır.
 
Bütün bunlar insanda, fıtratına uygun olmayan, zayıflatan, tatminden uzaklaştıran, hüsrana uğratan korkular, kaygılar, kompleksler, çaresizlikler, umutsuzluklar, zaaflar ve zayıflıklar, ezilmişlik ve mağlubiyet duyguları ve benzer olumsuz his ve haller oluşturabilirler.
 
Buna maruz kalan insanların kendi doğallarının dışında, sürekli bir ruh kasılması yaşamaları mukadderdir. Bu da sürekli huzursuzluk, rahatsızlık, çaresizlik, mutsuzluk ve zayıflık hissi verir.
 
Bazı çok zeki ve yetenekli insanların bu durumları, olduklarından farklı biçimde tarif etmeleri, aslında işin hakikatini ve etkilerini değiştirmez.
 
Ruhun kasılmaması ve iç ayaklarını uzatarak bir hayat yaşamak neden önemlidir? sorusunu da sormak icap etmektedir.
 
Belirli bir süre ile sınırlı bir hayatın kendi doğası içerisinde yaşanıp, tatminin elde edilebilmesi için önemlidir.
 
Bundan sonraki boyuttaki hayatın mahiyetini ve kalitesini etkilemesi açısından önemlidir.
 
İlişki içerisinde bulunulan insanların hukuklarını çiğneyip, mutsuz etmemek, ilişkileri tüketmemek, güven ve saygı kaybetmemek ve yalnız kalmamak için önemlidir.
 
Kendisini kuşatan varlıkların, sistemlerin, oluşların hukukunu çiğneyip, zarar vermemek ve zarar görmemek için önemlidir.
 
Ruh kasılmalarına maruz kalmadan, yalın-sade-yaratıldığı gibi bir insan olarak, iç ayaklarını huzurla uzatarak bir hayat yaşamanın yegane yolu; sadece Allah'a kulluk etmek hedefi ile yüzünü o yöne dönmek ve ahsenu amel işlemektir. Eğer bu yapılamazsa, nefs, potansiyeli gereği ilahlaşmayı talep edip, insanı da, kendisini ilah edinmeye ikna edecektir.
 
İnsan hayatında bu hususun ağırlığı, önemi ve kıymeti; "sadece Allah'a kulluk etmenin"; hayatın anlamı ve insanın varlık nedeni olmasıdır. Hayatın bu boyutunda yalnızca bunu başarabilmek için yaşamak, sonraki süresiz hayatın mahiyetini belirleyecektir.
 
Ruh kasılmalarını ve iç ayakları uzatamamayı ölçü alıp, şu akıl yürütmelerini yapmak da mümkün görülmektedir.
 
Eğer ruhun kasılıyor ve iç ayaklarını uzatmıyorsan; büyük ihtimalle sadece Allah'a kulluk etmemek, hayatı varoluş özelliklerine uygun yaşamamak, itminana ve kulluğa giden yolda olamamak ve bütün bunlara dair hakiki tasavvurlara, inançlara, hedeflere ve kararlara sahip olmamak durumları söz konusu olabilir.
 
Ya da tersinden düşünerek; ruh kasılmalarından kurtulmak ve iç ayaklarını uzatabilmek için sadece Allah'a kulluk etmek, fıtratına uygun yaşamak, itminana ve kulluğa giden yolda olabilmek için; bunu mümkün kılmayan inançları, tasavvurları, alışkanlıkları, hedefleri, kararları ve usulleri bir daha gözden geçirmek iktiza edebilir.

Copyright 2021 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr