Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > ŞÖHRETLER
ŞÖHRETİ VEYA GÜCÜ OLANLAR, ÇOK ÇALIŞANLAR, ETKİLİ KONUŞANLAR MI BİZDEN OLAN EMİR SAHİPLERİDİR?
 
Bu soruyu açıkça sorup, yiğitçe cevap aramak elzem oldu. Zira hakikati arayıp, ona tabi olmak zorunda olanların büyük çoğunluğu, yukarıdaki zevatın söylediklerine itimat edip, bunlara taraftar olmayı, hakikate taraf olmak zannetmektedirler.
 
Oysaki "bizden olan emir sahiplerine" itaat ve anlamadığımız konuları onlara götürmekle emrolunduk.
 
Bizden olan emir sahiplerinin kim olduğunu bilmek için öncelikle "biz kimiz" ve "emir sahiplerinin vasıfları nelerdir?" bilmek gerekir ki, ayaklarımız yanlış yöne gitmesin.
 
Biz, şuranın-buranın veya şurayla-burayla birlikte değil; doğrudan ve sadece Allah'ın taraftarlarıyız.
 
Biz, Rabbe tabi olmuş Rabbaniyyunlarız. 
 
Biz, Allah'a teslim olmuş Müslümanlarız.
 
Ahdinin gereğini yerine getirmek için mücadele eden, bir nezri/davası olan ve dönmeyen, adam gibi adamlarız.
 
Sadece Allah'a kulluk eden ve sadece O'ndan yardım isteyenleriz. 
 
Ahsenü amel işleyip, hayatı fıtrat hükümleriyle inşa etmeye çalışanlarız. 
 
Hakkı ikame, adaleti tesis etmeye çalışanlarız. 
 
Müminlere dost ve mütevazi, kafirlere karşı izzetli olanlarız. 
 
Allah'a karşı saygı ve sorumluluk duyanlarız. 
 
Allah'a ve ahirete kavuşmayı umanlarız.
 
Hevaya kulluk etmeyenleriz.
 
Mülkün Allah'ın, gücün ve şerefin de Allah'ın yanında olduğunu bilenleriz. 
 
Peygamberi şahit gören, insanlığa şahit olanlarız.
 
Yaradan Rabbinin adıyla okuyabilenleriz.
 
Fıtrat hükümleriyle okuyan, anlayan, anlamlandıran, karar veren ve iş yapanlarız.
 
Adi, ucuz, süfli şeyleri; hakiki ve ali şeylerle değişmeyenleriz. 
 
Aldanmayan ve aldatmayanlarız.
 
Yüksek şahsiyet ve güzel ahlak sahipleriyiz. 
 
Allah rızası için mücadele edenleriz.
 
Şeytanla ve yandaşlarıyla savaşanlarız.
 
Hidayet, firaset, basiret, hikmet ve itminan sahibi kullarız.
 
Bütüncül olarak bakıp, yaklaşabilenleriz.
 
Gafletten, dalaletten, meskenetten, zilletten; Allah'a sığınarak beri kalmaya çalışan kullarız.
 
Dil ehli değil, hal ehli olan sahici insanlarız.
 
Samimiyet, liyakat ve sadakat sahipleriyiz.
 
Razı etmeye ve razı edilmeye talip olanlarız.
 
Güvenilir, dost ve refik olanlarız.
 
Derin ve temiz akıl sahipleriyiz.
 
Haddini bilenleriz. 
 
Yani "bizden olanlar" bu vasıflara sahip olanlardır.
 
Gelelim "emir sahiplerinin" vasıflarına. 
 
Bunlar; yetki alanlarındaki her oluşu, olguyu ve ilişkiyi; fıtrat üzerinden ve derinliğinden okuyabilen-anlayabilen-anlamlandırabilen, karar verip- tasarlayabilen, planlayıp-uygulayabilen, sevk edip-yönetebilen, inşa edebilen- yeniden inşa edebilen, hak çizgisinde üçüncü derece otoriteler olarak uygulama hükümleri vaz edenlerdir.
 
Yani emir sahipleri; lüzumsuz ve etkisiz, boş işlerle ve sözlerle iştigal etmezler. 
 
Bütün durumları, olanları, gelişmeleri isabetli olarak takip ederler, özgün olarak okurlar, anlarlar ve anlamlandırırlar. 
 
En uygun tutumu belirlerler, karar verir, uygular ve uygulatırlar.
 
Sorunları, riskleri, ihtiyaçları ve hedefleri tespit ederler ve gereğini yaparlar. 
 
Kaynakları, ilişkileri, süreçleri geliştirip, yönetirler.
 
Bilgi, hikmet, irade ve motivasyon sahibidirler.
 
Bilgiden, uygulamaya kadar bütün inşa ve mücadele süreçlerini yönetebilecek; bilgi, yetenek, vasıf, liyakat, dirayet, irade, motivasyon, firaset, basiret, hikmet ve ahlaka sahiptirler.
 
"Bizden olan emir sahipleri" iki kavramın yukarıdaki açılımlarını, vasıf olarak üzerinde taşıyanlardır. 
 
Bunların ikisine de sahip olmadan; söz söylemek, planlamak, yönetmek, yönlendirmek cüretinde bulunanların niyetleri ve hadleri, bizim kabul sınırlarımız içerisinde olamaz. Zira bunlar hakikatin temsilcisi ve müdafii olabilmek vasfına haiz değillerdir. 
 
Şöhreti, gücü, makamı, manipülasyonu, retoriği kenara çekip, ondan sonra söylenen sözün, yapılan işin kıymetine bakılır. İşte o zaman anlaşılır, hakikate mı istinat ediyor yoksa sahte veya eksik mi?
 
"Bir işi layık olmayana vermek zulmün en büyüğüdür" düsturunca; layık olmadığına talip olanlar, bilinmelidir ki, hakikat değil, heva adına hareket etmektedirler.
 
Bunlar gerçek bir liyakat sahibi olmaksızın, otorite illüzyonu oluşturarak etki edip, yönetmeye çalışırlar. Bunun için de, sahte otorite kriterleri imal edip, inandırma mücadelesi vermektedirler.
 
Bunların en bilinenleri arasında; "şöhret, sahte güç algıları, güzel ve etkili konuşma, ilişki yönetimi, çok çalışan haklıdır algısı" türü şeyler vardır.
 
Bunlar genellikle uzun ve yoğun propaganda, algı yönetimi ve kültürel çalışmalarla oluşturulmaktadır.
 
Hakka taraf ve hakikat peşinde olanlar için büyük tuzaktır.
 
İmal edilmiş şöhretler, hakikatin bulunmasında destek ve dayanak olmayabilir.
 
En fazla çalışan ve istikrarlı olanlar şeytan ekolüne sahip olanlardır. Hakikat ehli için düsturdur fakat tek başına bir kriter değildir. 
 
Manipülasyon ve gayrı meşru ilişki yönetimi yöntemleri, aldatmaca esaslıdır ve hakikatle ilgisi yoktur.
 
Güçlü her zaman haklı değildir. Haklı, hakka taraf ve hakikatin peşinde olandır. 
 
Şöhretlilere ve "güçlülere" tabi olmak, yanında durmak ve görüntü vermek hakikate ulaştıramayabilir.
 
Hâk taraftarı ve hakikat peşinde olmak öncelikle; samimi olarak istemek, sorumluluk almak, çaba göstermek, akletmek ve Allah'tan talep etmekle gerçekleşebilir.
 
Büyücülerin illüzyonları, Musa'nın asası ile ortadan kalktı. Büyücüler hemen secde edip, iman ettiler. Zira illüzyonu bilenler, gerçeği görünce hemen tanıdılar. İllüzyon hiçbir zaman hakikatin yerini tutamaz.
 
Yukarıdaki vasıfları taşımadan, sadece şöhreti veya gücü olanlar; çok çalışanlar ve etkili konuşanlar, bizden olan emir sahipleri olarak telâkki edilmemelidirler.
 
Bizden olan emir sahipleri ortada yok diyorsak, demek ki anın vaciplerinin önde gelenlerinden bir tanesi de budur.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr