Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > SON HAVADİS
SON HAVADİS 
 
Eskiden, Tatar Postasından başka iletişim araçlarının neredeyse olmadığı, seyahatlerin çok meşakkatli olduğu zamanlarda, bir başka yöreye giden insanların yolu gözlenirdi. Dönüşte bu kişi havadis getirir, gittiği, gördüğü yerlerden haberdar ederdi.
 
Meşhur hikayedir; adamcağızın işleri çok yoğunmuş, İstanbul'dan havadis toplayamamış fakat dönünce soranlara ne söyleyeceğini de bilmiyor. Tam kayığa binerken iskelede yalpalayarak gezen Bekri Mustafa'ya rastlıyor. "Ağa" diyor, "durum böyleyken böyle, gidince soracaklar, İstanbul'un hali nicedir? Birkaç havadis versen." "Fazla söze hacet yok, dersinki, Bekri Mustafa Sultanahmet'e imam durmuş, gerisini onlar anlarlar."
 
Dört aylık mecburi iskanın sıkıntısı ile biz de kendimizi yollara vurduk ki görelim memleketin hali nicedir ve dahi sıkıntımızı bir nebze atalım.
 
Dönüşte "nedir son havadisler?" diyenlere; "Bekri Mustafa tövbekar ola yazmış, derin derin tefekkür ediyor, varın gayrısını siz düşünün" diyoruz.
 
Pandemi sürecinde bazı alışkanlıklarından ve ezberlerinden ayrı kalmak zorunda kalıp, tefekkür ve muhasebe etmek mecburiyetine tabi tutulan zevatın son halini merak etmekteydik. Son havadisleri okuyunca siz de inanmakta zorlanacaksınız.
 
Anlatacaklarım, bu gezi süresince gözlemlediklerim, şahit olduklarım, işittiklerim, kulis bilgileri ve dedikodulardan mülhemdir. "Muhafazakarların" sivil toplum örgütleri, davetleri, sohbetleri, nargile kafelerinden elde edilmiştir.
 
Gençlerin durumu gündemin üst sıralarına doğru yükselmektedir ve belirleyici olmaya başlamıştır. Elbette bunu oluşturan etkenler kesimlere göre farklılık göstermektedir.
 
İnternet ve post modern kültürün ana beslenme kaynağı haline geldiği gençlerde, küresel bir aynilik görülmeye başlamış. Bu aynilik; din fonksiyonlarında, kültürel tezahürlerde ve hatta sorunlarda bile gözlemlenmektedir.
 
Bu hal karşısında, Amerika'nın eski zamanlarında sürünün kime ait olduğunu göstermek için kızgın demirle yapılan damgalama çalışmalarına benzer biçimde bir çaba görülmektedir. Halihazırda bu damgalar; deist, ateist, agnostik, x nesli, y nesli, z nesli biçimlerinde tebarüz etmektedirler. Bunun yanısıra daha hamasi yerli damgalar da göze çarpmaktadır.
 
Politik arenada bir telaş gözlemlenmektedir, zira oy potansiyelleri gitgide artan gençlerin, seçimlerin sonuçlarını belirlemek güçleri de artmaktadır. Bu gençlerin babalarını ve dedelerini etkileyen politik argümanlar gençleri motive etmeyince; gençlerle politikacıların dilleri ve perspektifleri farklılaşınca, hafiften bir panik durumu oluşmuş.
 
Bu gençlerin anne ve babalarında da artan oranlarda telaş ve endişe başlamış. İletişim ve ilişkinin zayıflamaya devam etmesi; irtibatın kopup, ulaşamamak sorunu; kendi inanç ve anlayışlarına göre, gitgide daha çok yaşanan dini problemler ve benzeri hususlar ebeveynleri son derece rahatsız etmekte ve görünürde ne yapacaklarını bilememektedirler. Zira bu gençlerin büyük çoğunluğu anne ve babalarının inanç ve davranış tutarsızlıkları; ahlak ve şahsiyet sorunları, hayat karşısındaki edilgenlikleri ve çatışmalarından olumsuz etkilenmişler.
 
Çevre koşullarının oluşturduğu olumsuz etkilere, ebeveynlerinin hal ve tercihleri ile karşı duramayınca, içine düştükleri bütün negatif hal, çaresizlik ve aczlerinin faturasını, anne-babaya ve hatta Allah'a kesmeye başlamışlar. Buna müessir çözüm ve destek sağlayamayan anne-babanın temsil ettiği ve önerdiği şeylere antipati ve tepki geliştirip; sofistike, cazibedar ve büyük ivmeyle sunulan (zehirleyici) mecraya meyletmişler. Bu nedenle anne-babanın, gençler üzerindeki etkisi ve kredisi azalmaktadır.
 
Bir başka grubun endişesi ise daha farklıdır. Aslında gençlerin bu durumunu bir fırsat olarak görmekteler. Sahihlik, müessirlik düzeyi şüpheli; insanları fıtratlarına uygun yaşamaları, şükredici olup, itminana kavuşmaları hususunda destekleyici olmayan; şahsiyetlerini ezen, özgürlüķlerini kısıtlayan, sadece Allah'a kulluk etmelerini sağlamayan zemin, ortam ve tercihlerin tesirlerinden kurtulabilmeleri için bir fırsat olduğunu düşünmekteler.
 
Endişeleri ise; "la" diyen gençlerin, "illallah" diyememeleridir. Buna destek sağlayacak yaklaşım ve perspektif sahibi olamamak; zemin, atmosfer ve fırsat sağlayamamak durumunda, zehirli sarmaşıkların her tarafı sarması ihtimalinden ürkmekteler.
 
-/-
 
Aldığımız kulis bilgilerine göre; devletin, henüz su üstüne çıkmamış bazı çalışmaları varmış.
 
Dünyanın ulaştığı yeni durumda, uluslararası rekabetin, kavganın ve hatta yeni düzenin oluşumunda, sistem içi güç mücadelelerinin artık işe yaramayacağı ve bunun yerine yeni paradigma geliştirmenin ikame edileceği değerlendirilmiş.
 
Bu analiz sonucunda yüksek strateji değişikliğine gidilerek; insan yetiştirmek ve veri üretmek öncelikli faaliyet haline getirilmiş.
 
Elbette, mevcuttaki insan yetiştirmek paradigmasında farklılık oluşmuş.
 
Kendi doğasını ve ayırt edici özelliklerini tanıyan; bütüncül bakış ve yaklaşıma sahip; durumların, olguların, oluşların, ilişkilerin ontolojisinden/varlık boyutundan/çekirdeğinden başlayarak, bütün kademelerinden okuyabilen, tasarlayabilen, yeniden inşa edebilen; kurucu, kurmay ve lider formasyona sahip; bunları yapabilmek için harici motivasyon ve iradeye ihtiyaç duymayan; potansiyellerinin farkında ve bunları başarı ile harekete geçirebilen; liyakat ve fıtri değerlere sadakat sahibi insanlar yetiştirmek hedeflenmekteymiş. Zira paradigma düzeyinde bir rekabette, bu niteliğe sahip olmayan insanlarla, beka sorunu yaşanabileceği değerlendirilmiş.
 
Veri üretiminde ise sadece uygulamaya yönelik bilgi ve veri üretiminin yeni durumun realitesine uygun olmayacağı değerlendirmesi ile; paradigma üretiminden başlayarak, inşa ve yeniden inşa süreçlerinin bütün kademeleri için, sürekli ve özgün veri üretiminin zorunlu olduğu görüşü üzerinden bir konsept oluşturulmuş.
 
-/-
 
Ziyaret ettiğimiz birkaç sivil toplum örgütündeki müşahademiz şudur.
 
Sivil toplum örgütleri bundan böyle; 
 
Gerçek ve belirleyici toplumsal bir güç parametresi haline gelmeye karar vermişler.
 
Bunun için; 
doktrin sahibi olmak, 
bilgi ve veri üretmek, 
analiz yapıp, strateji belirlemek,
bütüncül bir amacı gerçekleştirebilecek hedefler belirlemek,
bunları gerçekleştirebilecek planlar ve projeler gerçekleştirmek,
insanlara bu hususta destekler ve motivasyon sağlamak, 
kaynaklarını sahih ve müessir işler için sarf etmek,
halle tutarsız, boş işlerden yüz çevirmek,
birbirleri ile iletişim ve işbirliği içerisinde olabilmek, 
özgür ve özgün olmak için bir kararlılık içerisine girmişler.
 
-/-
 
Hastanede bir akademisyen arkadaşı ziyarete gittik. Bize çok enteresan olan hastalık nedenini anlattı.
 
Bu arkadaşımız, hastanede yatan bir başka akademisyen arkadaşını ziyarete gidiyor. Hasta akademisyen de hastalık nedenini anlatıyor.
 
Rüyasında kendisini ölmüş ve cennete girmek için bir kuyrukta olduğunu görüyor. Cennet kapısına gelip, girmek sırası kendisine gelince bunu kuyruğun en arkasına gönderiyorlar. Bu durum birkaç defa tekrarlanınca adam soruyor; "nedir günahım, neden beni cennete almıyorsunuz?" Diyorlar ki; "sen emanete ihanet ettin." Adam bu rüyadan çok etkileniyor. Günlerce düşünüyor, muhasebe yapıyor, psikolojisi bozuluyor, işi bırakıyor ve majör depresyon tanısı ile hastaneye yatırılıyor. Bizim arkadaşın bu ziyaretinden sonra da, o adam intihar ediyor.
 
İşte bundan çok etkilenen bizim akademisyen arkadaşta da benzer durumlar oluşuyor ve o'da majör depresyon tanısı ile hastaneye yatırılıyor. 
 
-/-
 
Görüştüğümüz insanların kısmı azamında; "bu işte bir yanlışlık var, böyle olmaması lazım; düşüncesi oluşmuş.
 
Bu düşünce, hayatı, insan fıtratı çerçevesinde inşa etmek; insanın özünde ve çevresinde çatışmaları sonlandırmak; nefsi itminana kavuşturmak; sadece Allah'a kulluk etmek sureti ile insanı özgürleştirmek; yeryüzünden fitnenin kaldırılması ve adaletin sağlanmasını mümkün kılmak; insanların boş işlerden ve israflardan vazgeçip, üretip, inşa etmelerini sağlamak; güzel ahlakı, nezaketi, sevgiyi, saygıyı, güveni ve paylaşmayı gerçekleştirmek için gönderilmiş İslâm dini ile; müntesipleri, yaşadıkları hayat ve kurdukları dünya arasındaki çelişki; "bu işte bir sorun var" dedirtmiş.
 
"Bu sorun İslam dininde olamayacağı için, bizim din kavramına yüklediğimiz anlam ve bu anlamdan doğan İslam anlayışındadır" deyip, var güçleriyle sahih din kavramsallaştırması ve bu perspektifden, sahih ve bütüncül bir doktrin çalışması yaptıkları gözlemlenmiştir.
 
-/-
 
Son bir anektodu da anlatmadan bitirmek istemiyorum.
 
İki arkadaşla bu seyahat izlenimlerini konuştuk, burada yazdıklarımı anlattım.
 
Bir tanesi, bunların gerçekmi, yoksa kurgumu olduğunu sordu. Diğeri ben cevap vermeden müdahale etti.
 
"Gerçek olması nerde oğlum. Anlasana adam yazıyor, kalbindekileri sanki varmış gibi anlatıyor, sakın inanma."
 
Diğeri de ona cevap verdi; "bu hale anlamayıp, inanmadığımız için geldik. Anlatılanların yalanına ceketimi, sahicisine her şeyimi vermeye razıyım."
 

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr