Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > STRATEJİK TEFESSÜH
STRATEJİK TEFESSÜH 
 
Tefessüh yani bozulma, insanların, oluşların, olguların ve ilişkilerin fıtratına yabancılaşması olarak tarif edilebilir.
 
Yani insanın tefessühünde referans fıtrattır. Orijinal yaratılış özelliklerine göre, imal edilmiş çakma fıtratlara göre değil. 
 
Diğerlerinde ana belirleyici unsur insanın karar ve davranışları olduğu için; olguların, oluşların, ilişkilerin tefessühü, insanın fıtratına yabancılaşmasına özdeş olarak gelişir.
 
İnsanın özünden/fıtratından uzaklaşmasıyla çektiği ıstıraplar, kendi karar ve davranışları ve çevre unsurlarının oluşturabildiği etkilerle oluşur.
 
Bu durum Allah'ın sünneti ve insanoğluna yüklediği sorumlulukların gereğidir.
 
Fıtrattan uzaklaşmanın temel nedenleri; insanı besleyen ve etkileyen çevre faktörlerinin, insan zihni-ruhu-karar ve davranış mekanizmalarında gerçekleştirdiği tahribat ile ilgilidir. Elbette insanın sahip olduğu güç ve imkanların farkına varmayıp, bunları etkili olarak kullanamaması ve ilişkilerin fıtratına mugayir tercihleri (kısaca bunlara şükretmemek denilebilir) çevrenin haksız müdahalesine fırsat vermektedir.
 
Eğer ortada fıtratına yabancılaşmış ve tatminden uzak insanlar varsa, bunun gerçekleştirilmesi için planlanmış stratejik tefessüh süreçleri de vardır.
 
Stratejik etkilere maruz kalmış insanların bu halden kurtulabilmeleri için; tam bir sorumluluk, kararlılık, isteme durumu; Allah'a tam bir güven ve teslimiyet hali; derin ve temiz akıl; hikmet, irade ve mücadele azmi icap eder.
 
Allah'ın lütfuyla, bütün bunlar samimiyet göstergesi hükmünde olur; hidayet, imkan ve ihsanlar gelir.
 
En kötüsü ise halin inkarı ve ürkeklik durumudur.
 
Bunun farklı nedenleri ve tezahürleri olabilir.
 
Fıtrata ve Yaratanına karşı; tam bir bilmek, kabul, güven ve taraf olmak durumunun hasıl olmaması bunlardan birisi olabilir. Yani kesin farkındalık, güven ve şüphelerin izale olmaması gibi durumlar.
 
Bir diğeri ise stratejik tefessüh süreçlerinin oluşturduğu etkilerdir. Psikolojik sorunlar, korkular-kaygılar, kişilik problemleri, farkındalık noksanlığı, ufuksuzluk, parçalanmışlık, çatışmacı hâl, amaçsızlık, zihinsel dağınıklıklar, kararsızlıklar vb. haller.
 
Bunların tamamı eleştiri-yargılama-suçlama konusu edilebilecek kadar basit hususlar değil; hayatımızın bütününü ilzam edip, mahiyetini belirleyecek öneme haiz konulardır.
 
Bazı zamanlarda, mevcudu anlayıp, sorunları kabul edebilecek; nedenleri farkedip, fıtratla ilişkisini kurabilecek; çözümleri öngörüp, tevbe ve yeniden inşa süreçlerini başlatabilecek hale sahip olamayabiliriz. Bu durumda iç ve dış uyaranların devrede olması önemlidir.
 
Allah, rahmeti ve hikmeti gereği bizleri imtihan ve yüzleşme süreçlerine maruz bırakır. Bu süreçler çok farklı biçimlerde, çeşitlerde, vesilelerle, kişiler ve olaylar vasıtasıyla gerçekleşebilir.
 
Sanki burada kesin bilmemiz gereken, bunların mahza rahmet olduğu ve bu vesilelerin dışında elde edemeyeceğimiz bilgilerin, hissedişlerin ve farkındalıkların ancak bu yolla elde edilebileceğidir.
 
Böyle bir bilinç, bu imtihan ve yüzleşmeleri kabul ediş biçimimizi ve onlarla ilişkimizi belirleyecektir.
 
Şeytanın bu süreçlerdeki tuzaklarından bazıları şöyle tezahür eder.
 
Öncelikle karşı karşıya kalınan yüzleşme ve imtihan hallerinin; akıl ve vicdan perspektifinden değil, nefis ve heva perspektifinden okunmasını telkin eder. Bu durumda; 
 
Ya, uyarılar kişiselleştirilir, nefs müdafasına geçilir.
Ya, endişelerle inkar yolu seçilir. Yani sorunu ve halin hakikatını inkar, yüzleşmeyi red durumu oluşur.
Bazen karşı düşmanlıklar gelişir.
Ya da mağduriyet ve acziyet moduna geçilir. Bu durumda çaresizlik ve acındırma psikolojisi hakim olur.
 
Acizlik, çaresizlik ve mağduriyetin pazarlanıp, bundan çıkar elde edilmesi de sözkonusu olabilir. Bu çabaların da farklı tezahürleri vardır. Bu çaba içerisinde olanlar, sahip oldukları konum ve imkanlara göre davranış sergilerler.
 
Sanki kendileri bu hususlara hakimmiş fakat hikmet babından, ölü taklidi yapıyormuş görüntüsü vermek bu taktiklerden birisidir. Bu yolla "mağdur kitlelerin duygularına tercüman olan" bu zevat; taraf ve destek olmak yerine, işe yarayabilecek bazı girişim ve davranışları mahkûm ederek, hayra engel olduklarını fark edemeyebilirler.
 
Oysaki bunun altında da fark edilmemiş başka korku, kaygı ve hesapların perdelenmesi yatıyor olabilir.
 
İşin aslında, akledebilenlerce hikmet; korkaklığın, acizliğin, edilgenliğin paketlenip, pazarlanması değil; gözlerin, kulakların, gönüllerin; gelişmiş radar mesabesinde daimi taramalar yapıp, bulabildikleriyle; hasbilikle ve samimiyetle; istişare, işbirliği, müzakere vb. ilişkiler geliştirmesi çabalarına girilmesidir. 
 
Mağduriyet pazarlamasının bir başka tezahürü ise; "mağdur ve çaresiz" kitlelerin fıtrat çerçevesinin dışında, etkisiz ve boş işler yapabilmek ve ilişkiler kurabilmek hakkına sahip olduğu zannını geliştirmesidir. Sonra bu zannı, kuvveden fiile geçirip, "özgün" etiketler ve tarzlar oluşturabilmesidir. 
 
Yaratılış özelliklerine ve Yaratanına bağlı yaşamak isteyenler için belirleyici referans fıtrattır. Eğmeyi, bükmeyi, yeniden tarif etmeyi kabul etmez ki, doğru yolu tarif eden sabite olsun. Sadece bu çerçevede yeniden ve sürekli inşayı zorunlu kılar.
 
Hakikate davet edenler merhamet üzere davranmalıdırlar. Velev ki nefislere ağır gelse, rahatsız etse, hoşa gitmese bile.
 
Hikmet ve güzel öğüt ise bulunulan halin mahiyetine göre belirlenir.
 
Her halinle, her şeyinle güzelsin
Hata bulmak kusur bulmak zor sen de teranesini dinlemek hoşumuza gitse de, stratejik tefessüh sürecinde taktik olarak kullanılıyor olabilir. 
 
Tarih boyunca ve yakın tarihte, hakikate dikkat çekip, hatırlatmak niyetiyle rahatsız edenlerin başına gelenleri hatırlamak lâzımdır. Üstelik, sureta kendilerinden olanlarca bile mahkum edilip, arka çıkılmadığını da unutmamak gerekmektedir. Bu da geniş kitlelerin kabullerinin, mutlaka hakikat referansı olmayabileceğine örnektir.
 
Yaratılış özelliklerine uygun yaşamak isteyenler, bunun öz ve çevre koşullarını oluşturmak için kendileri, bizatihi mücadele etmek durumundadırlar. Bu mücadele onların varlık nedenleri ve hayat biçimleridir. Kaçınılmaz, ertelenemez ve hayatın bütününe dairdir.
 
Bunun için de, zamanın bu diliminde yaratılmış ve yaşamakta olanlar, kendi yaşam gayeleri için, diğer yaratılış özelliklerine uygun yaşamak isteyenlerle işbirliği yapmak zorundadırlar. Yarın ya da filânca tarihlerde değil, hemen bugün. Birbirlerini dinlemek, tanımak, yol hukukuna uygun bir ilişki inşa etmek mecburiyetindedirler.
 
İşin doğrusu, yüzünü bu yöne dönmüş olanlar; sadece Allah'a kulluk etmenin ve sadece O'ndan yardım istemenin tek esas olduğunu bilirler. "inananların ilki benim" bilincine derinden sahiptirler. Yola ve refikliğe davet etmek, yolun icaplarındandır.
 
Bu hususta da eğer ortada bir Kitap olmasaydı, bütün izafi hükümler ve tercihler muteber olabilirdi. Ancak hakikatin yoluna iletebilecek yetki fıtratın Kitabına verildi.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr