Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > ZÜLFİYARE DOKUNMANIN KAÇINILMAZLIĞI
ZÜLFİYARE DOKUNMANIN KAÇINILMAZLIĞI
 
Korona günlerinde dijital mecralardan konuşan, beyanat veren, sohbet yapanların genellikle arkalarındaki fon, bir kitaplık. Yeni bir düşünce merkezinin tanıtımı yapılınca da aynı resmi görüyoruz. Kocaman bir kütüphane ve çalışma salonları. Dünyanın en büyük kütüphanelerinin açılışları büyük övünç kaynağımız.
 
Elbette bu hususta kalem oynatmanın ne kadar netameli ve riskli bir husus olduğunun farkında olarak yazıyorum bu yazıyı.
 
Bunca yüceltip, baş, hatta tek amel kıldığımız metin okumak, sürekli bilgi edinmek ve aktarmak eyleminin, bizim yüklediğimiz anlamın tesirini ortaya çıkartıp, çıkarmadığı hususunda tefekkür etmek mecburiyeti görülüyor.
 
Eğer varlığımız, bilgi edinmek eylemine armağan değil de; bilgi edinmek, varlık nedenimizin tahakkuk etmesinin aracıysa, burada bir sorun gözükmektedir.
 
Varlık nedenin yakinen bilinmesi ve güncel muktezalarının farkında olmak; bunların gerçekleştirilmesi ve bunun için gerekli tüm parametreler; buna ilişkin halihazır durum, sorunlar, ihtiyaçlar ve hedeflerin analizi ve tespiti; bunlar çerçevesinde sistem, politika, strateji, yöntem geliştirmek; amacın, kaynağın, sürecin, ilişkilerin güvenliğini sağlamak ve benzeri hususları geliştirmeye yaramayan bilgi edinmek sürecine ne isim verilmelidir?
 
Resulü bu durumdan Allah'a sığınmakta, Allah ise merkepleşme ismini vermektedir.
 
Zira yeryüzüne halife kılınan insanın, bunu gerçekleştirebilmesinin zorunlu unsuru, her an bir davranış sergilemek mecburiyetidir.
Hayatın ve ölümün yaratılış nedeni, her an sergilenmek mecburiyetinde olunan davranışın ahsen kıvamında olmasıdır. Bunun lazım şartı sadece Allah'a kulluk etmektir. Yani hayatı, insanın fıtratı çerçevesinde inşa edebilecek tüm davranışların mahiyetini belirleyen temel hükümleri Allah'tan alıp, güncel hükümleri bu çerçevede tespit etmektir.
 
Bir davranışın ortaya çıkabilmesi için bilginin, algıya-algının, tasavvura-tasavvurun, inanca- inancın, karara- kararın, davranışa dönüşmesi döngüsü söz konusudur. Amele dönüşen bilginin sürekli ve kararlı tekrarı ile ahlak ve ahlakın sistemleşmesi ile de şahsiyet oluşur. Bu bilginin, hale dönüştüğü safhadır. Hale dönüşen bilgi de çevreyle paylaşılır. Bu şahitlik safhasıdır.
 
Basitçe; bilgi-tasavvur-amel-hal-şahitlik döngüsü diyebileceğimiz bu sistematik, her bir dönüşü tamamladığında, hayatın bir ilmeği örülmüş, bir tuğlası yerine konulmuş demektir.
 
Eğer bu döngü eksiksiz, özgün ve sürekli olarak tamamlanıyorsa, bir özne olarak hayatı biz inşa ediyoruz demektir.
 
Eğer bu döngü, bütüncül ve dengeli olarak tamamlanmıyorsa ortaya ne çıkacaktır?
 
Bu döngü olmadan bir hayat kurulup, yaşanamayacağına göre; döngüde eksik bırakılan veya dengesi kurulamamış her safha, çevre faktörlerince ikame edilecek demektir. Bu durumda kurulan hayat özgün, kuruluşa vaziyet eden de özne olmayacaktır.
 
Buradan tekrar bilgi ile ilişki mevzuuna dönelim.
 
Bilginin anlamlandırılması, elde edilmesi, kullanılması, yeniden üretilmesi, dağıtımı, kaynakları, kıymetlendirilmesi ve benzeri tüm hususlar, özgün bir bilgi teorisinin konusudur.
 
Varlık nedeninin tamamının davranışla, amelle ilintilendirildiği bir hayat anlayışına sahip olan dinin, bilgi teorisinin; bilgi ile şahitlik arasındaki fıtri döngüyü kâmilen kapsayıp, kuşatmaması mümkün olabilir mi?
 
Mevcut görünümde, bilgiye kutsiyet atfedip, fıtri döngünün, bilgi bölümünde bir anomali oluşturarak; eyleme, inşaya yönelik olmaksızın bilgiyle meşgul olan bir tercihle; kendi üretmediği bilgilerle, sürekli amel üretmeye değer atfeden bir tercih arasında gidip gelen bir sarkaca bakarak, hipnotize olunan bir tablo göze çarpıyor.
 
Bir Müslüman için varlık nedeni sadece Allah'a kulluk etmektir. Bundan dolayı, sorgulanmayacak, her olgu, oluş ve ilişkinin ekseninde olan unsur budur. Bunun dışındaki herşey ancak bu anlama hizmet etmek için vardır. Yani bu inanca göre insan; ilme, devlete, topluma, insana, servete, güce hizmet etmek için yoktur. Aksine bunlar ve yaratılmış bütün varlık alemi insana musahhar kılınmış ve varlık nedenini gerçekleştirmeye hizmet etmek için vardır.
 
"Ömrü ilime hizmet etmekle geçti" sözü, acaba ilmin fıtratından farklı bir epistemoloji ile anlam bulmuş bir hüküm cümlesinden mi doğmuştur?
 
Bunun bedeli; Müslümanların hayat tasavvuru budur, olgulara yükledikleri özgün anlamlar şudur diyebildikleri; inşa edip, şahitlik ettikleri ve bununla adaletsizliğin, zalimliğin, saygısızlığın, israfın ortadan kalktığı; itminanın, barışın, şükrediciliğin, paylaşmanın ortaya çıktığı; insanların aradıklarını bulmak için fevc fevc görmeye geldikleri diyarların ve sistemlerin doğduğu; ahdine vefa gösterip, dava sahibi olan ve sabit kadem olan adamların; kötülükleri yasaklayan, iyilikleri emreden yiğitlerin meydanda dolaştığı bir zemin ve atmosferden yoksun olmak mıdır?
 
İlim sadece Allah'a kulluk etmenin bilgisini geliştirip, paylaşmak değildir. Zira insanlar bu bilgilere artık rahatça ulaşabiliyorlar. İlim, sadece Allah'a kulluk etmenin hâline kadar ulaşıp, bunun eserlerini ortaya koyarak, yakine ulaşıp, sahip olunanları paylaşmak ve bunun üzerinden şahitlik etmek olmalı değil midir?
 
Alim, şu geniş imkanlarla herkesin ulaşıp, okuyabileceği bilgileri; şu ya da bu formda, şu ya da bu ses tonuyla aktaran değildir. Bunun, hale ve hayata dönüşebilmesini mümkün kılan sistem ve süreçler üzerinden; yakine ulaştığı, fiile ve inşaya dönüştürdüğü bilgi ve tecrübelerini paylaşan olmalı değil midir?
 
Kırk yıldır aynı şeyleri tekrar tekrar okuyup; bunlarla bir hayat inşa edemeyen, sorunları fark edip, çözemeyen, ihtiyaçları tespit edip, gideremeyen; özgün hedefleri belirleyip, tahakkuku için öneri sunamayanların, düşünüp, bu hale yeni bir isim bulmaları gerekmektedir. Bu hali, gerçeği üzerinden değerlendirmeden, olumlayıcı etiketlerle, rahatlamaya çalışmaya yeni bir isim vermek gerekmektedir. Sahibini huzura, itminana, şükrediciliğe, racullüğe ulaştırmayan bağlamı, usulü, hali; ötekine öğreterek devam eden sürece, biz her ne diyorsak da, yeni bir isim vermek gerekmektedir. 
 
Bunlar, tam bu dem de gözden geçirip, tefekkür etmemiz gereken hususlar; yeni fırsatların ve risklerin arefesinde, olup, bitecekleri anlamak ve sadece Allah'a kulca bir pozisyon alabilmenin zorunlu koşulu olarak değerlendirilecek konulardır.
 
Herkesin hesabı sadece Allah'a karşı ve kendi sorumluluğundadır. Durumu, bu sahneden gelip, geçen milyardan birisi olmak önemsizliğinde ve fakat rücu edeceğimiz hakikat karşısında halimiz açısından sahip olduğu büyük öneme istinaden ele almak iktiza etmektedir. 

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr